<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İ.Ü SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.siyasalforum.org/</link>
		<description><![CDATA[İ.Ü SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - http://www.siyasalforum.org]]></description>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 23:20:10 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kandiliniz Mübarek Olsun]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3157</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 21:52:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3157</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.resimle.net/data/media/354/hareketli-mevlid-kandil-ekart.gif" border="0" alt="[Resim: hareketli-mevlid-kandil-ekart.gif]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF4500;"><span style="font-size: x-large;">Sayın Ahmet Fidan ve bütün islam dünyasının ve arkadaşların kandilini en içten duygularımlar kutlarım... <br />
<br />
Gün vardır, bin yıldan uzun gelir bize, bir yıl vardır bir günden kısa gelir bize. Bire bin yazılan bu gecede dua edelim Rabbimiz'e. Hayırlı kandiller..<br />
Kandiliniz mübarek olsun. <br />
Saygılarımla.<br />
<br />
Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.resimle.net/data/media/354/hareketli-mevlid-kandil-ekart.gif" border="0" alt="[Resim: hareketli-mevlid-kandil-ekart.gif]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF4500;"><span style="font-size: x-large;">Sayın Ahmet Fidan ve bütün islam dünyasının ve arkadaşların kandilini en içten duygularımlar kutlarım... <br />
<br />
Gün vardır, bin yıldan uzun gelir bize, bir yıl vardır bir günden kısa gelir bize. Bire bin yazılan bu gecede dua edelim Rabbimiz'e. Hayırlı kandiller..<br />
Kandiliniz mübarek olsun. <br />
Saygılarımla.<br />
<br />
Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Günün sözü]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3156</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 20:55:53 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3156</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF6347;"><span style="font-size: x-large;">Yağmur sevgili ile anlamlıdır<br />
Kar ise hayat arkadaşınla  anlamlıdır<br />
bunların ikiside yok ise vay haline hayat anlamını  çoktan kaybetmiştir. <br />
Emine Dönüş Özatar </span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF6347;"><span style="font-size: x-large;">Yağmur sevgili ile anlamlıdır<br />
Kar ise hayat arkadaşınla  anlamlıdır<br />
bunların ikiside yok ise vay haline hayat anlamını  çoktan kaybetmiştir. <br />
Emine Dönüş Özatar </span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İiii-Leee-Tiii-Şimmm ve Evliliklerdeki Çatırdama]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3155</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 18:54:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3155</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-satirbasi.www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-satirbasi.www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;">İiii-Leee-Tiii-Şimmm ve Evliliklerdeki Çatırdama</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;">24 Ocak 20012</span></span></span><br />
<img src="http://www.fizyoterapistim.net/sites/default/files/haber/tamgun.jpg?1308415375" border="0" alt="[Resim: tamgun.jpg?1308415375]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Nöbet Dönemlerindeki İletişimin Sağlık Personelinin Evliliklerindeki Çatırdamaya Etkisi</span></span><br />
<br />
Prof.Dr. <span style="font-weight: bold;">Ahmet Rasim</span> KÜÇÜKUSTA 23.01.2012 tarihli <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a> teki yazısına "Sağlık Çalışanları Arasında Boşanmalar Zirvede" başlığını atmış. Başlık ve yazı içeriği analitik ve ampirik olarak doğrudur. Ama sosyolojik olarak doğru değildir. Zira yazı içeriğindeki iddianın aksine sektördeki boşanmaya neden olan en başat faktör, İLETİŞİM ve onun yaygınlaşmasıdır.<br />
<br />
Tüm Sağlık-Sen’in yaptığı araştırma sendika gözüyle yapılan bir araştırmadır ve araştırmanın popülist sonuçları zaten deklare edilmiştir.<br />
<br />
Sendika’nın araştırmasında ortaya konulan boşanma faktörleri arasında belirtilen, “eşlerin birbirine karşı ilgisizliği, anlayışsızlığı, nöbetlerden dolayı birbirlerini görememesi, çocuklara ve eşlere zaman ayıramaması ve ekonomik sıkıntılar” v.b. faktörlerin doğruluğu ancak ve ancak boşanma olayında boşanmayı tetikleyen faktörler arasındaki ağırlıklanmadır. A faktörü de B faktörü de boşanmayı tetiklemiş olabilir. Bunlardan A faktörünün boşanmadaki etkisi % 90 iken B faktörünün etkisi yüzde 10 ise, bu faktörleri yan yana getirmek bile başlı başına rakamları okuma anlama ve aktarma hatası olacaktır.<br />
<br />
Şunu da kesinlikle karıştırmamak gerekir ki, bir olay veya olguya etkiyen faktörlerin her biri aynı ağırlıkta olmadığı gibi aynı düzeyde de olmayabilir. Örneğin, eşlerin birbirine karşı anlayış ve ilgisizliğinin, tahammülsüzlüğün birincil nedeni, eşlerden birinin veya her ikisinin nöbet boyunca önlerindeki sihirli ekranda başka biriyle iletişim halinde olmaları ve evlilik müessesenin içine bir başka karşı cins tarafından nüfuz edilebilmesinin kolaylığıdır. Sağlık kuruluşlarında ve nöbet / vardiya sistemiyle çalışılan bütün işlerde aynı durum söz konusudur. Zira iletişimim bu yönde ortaya koyduğu inanılmaz özgürlük çiftleri çok hızlı bir şekilde çözmekte, çiftler karşılarındaki yeni yüzün, yeni sesin, yeni manyetik etkinin akımına kapılarak eşinin yılardır devam eden düzenini veya kendisine verdiği çoğu şeyi “sıkıcı” “anlayışsız”, “kaba”, “düşüncesiz” olarak okumaya başlamaktadır. Bu özellikle sağlık sektöründe her iki çift için geçerlidir. Taraflar arasında başı çeken erkek olsa da yine de her iki cinsiyet arasında çok önemli bir fark yoktur.<br />
<br />
Üstelik sendikanın boşanmaya gerekçe gösterdiği faktör, geçim sıkıntısı değildir. Tam tersine son derece rahat geçindikleri için sağlık sektöründe çalışanlara bu rahatlık batmaktadır. Yani ekonomik doygunluğa ulaşmış çiftler kendilerine yeni maceralar, aksiyonlar aramaktadırlar. Ve bunu da önlerindeki (adına internet ve/veya cep telefonu denilen) sihirli ekranda bulmaktadırlar. Öyle ki, tarafların her ikisinin de tuzu kuru olduğundan, yani hem karının hem kocanın diğer çalışanlara göre (kamudaki diğer çalışanlar ve özel sektörde asgari ücrete talim edenlere göre) hayli iyi bir maaşı olduğundan birbirlerine tahammül etmeleri için neredeyse (varsa) çocuklar haricinde hiçbir neden kalmamaktadır. Ayrıca, boşanmalardaki artış o boyutlara vardı ki, taraflar artık kendi gelecekleri yanında çocukların geleceğini hiç görmemeye başladılar. Çocuğun daha yeni doğmuş olması bile tarafları boşanmadan neredeyse zerre kadar etkilememeye başladı. Bunlar toplumbilimsel / gerçeklerdir. Benim iddiam değil toplumun sosyolojik anlamdaki fotoğrafıdır. Fotoğrafı kötü okuyorsam takdir okuyucularımındır. Ama ben bu fotoğrafı kötü okumadığımı düşünüyorum.<br />
<br />
Sağlık çalışanları arasında boşanma oranının yüzde 50 yi geçmesi vahim bir durumdur. Tüm Sağlık-Sen’in 2011 yılında yaptığı araştırmanın en önemli sonucu budur. Bunu en başta Sağlık Bakanı ve ardından Aileden sorumlu devlet bakanı iyi okumalıdır ve ivedilikle çözüme yönelik politik eylemler başlatılmalıdır.<br />
<br />
Peki şu olsun bu olsun yaz sabunla köpürt. Bütün köşe yazarları bunu yapar. Efendim şöyle de böyle de. Binbir türlü yakınma veya serzeniş.<br />
<br />
Sonuç sonuç, sonuç!: Şikayet öneri ile anlam kazanır. O halde neler yapılabilir. Ahmet Fidan resmi anlamda bir insan kaynakları yönetimi uzmanı olarak ve kent psikolojisi bilimi emekçisi olarak ne önerilerde bulunur?<br />
<br />
Yazalım efendim. (Allahtan yazdıklarım özellikle devlet üst yönetimi tarafından okunmakta ve uygulamaya konulmaktadır. Bunu çoğu zaman bizzat takip etmişimdir. Bu da <span style="font-weight: bold;">Bilgi Ağı</span>’nın gücündendir sanırım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Çözüm Önerilerimiz: (Sağlık Bakanlığına Yönelik)</span><br />
1. Acilen esnek çalışmaya geçilmeli. İş kanunu artık buna uygun. Kurbağaları ürkütmeden memurlara da bu sistem uygulanmalı. Gerekirse DMK kanun tasarısı hızlandırılmalı. Hatta DMK yerine Kamu Personel Kanunu (KPK) çıkarılmalı, bu kanun kamudaki bütün personeli kapsamalı, memurlar A, işçiler B sınıfı olarak gerekirse kategorizasyon yapılabilir. Tıpkı 4/a, 4/b, 4/c deki sistem gibi.<br />
<br />
2. <span style="font-weight: bold;">Sağlık personelinin çalıştığı kuruma yakın yerlerde oturmalarına özellikle önem ve özen gösterilmeli. Bu konuda yeniden sektör içi ulusal ikamet planlaması yapılmalıdır. Bu madde ulusal bazda ivedilikle işletilmeli.)</span><br />
3. Teknolojik faktörler aile kurumunu zedeliyorsa, bu faktörleri aileyi koruyacak şekilde kullanmalı. Özellikle teknoloji yoğun birimlerde iş akışının evden yönetimi sağlanmalı, çalışma/mesai düzeni buna uygun hale getirilmeli.<br />
<br />
4. Kuruma bağımlılık (fiziksel anlamda olay yerinde bulunma) yine teknolojik donanım ile azaltılmalı, örneğin gözlemlerde kamera sistemi aktif olarak kullanılmalı. Zaten ikametgah planlamasıyla teknolojik reorganizasyon bütünleşik uygulandığında son derece etkin bir çözüm bulunacaktır.<br />
<br />
5. Sık sık personel içi etkinlikler düzenlenmeli, teknolojinin birbirinden kopardığı personel, kurum içi sosyal etkinliklerle kaynaştırılmalı. Çiftlerin ailecek birbiriyle rutin görüşmeleri sağlanmalı. (Sadece bu öneri bile sorunun aşılmasına yönelik çok önemli sonuçlar verecektir. Zira bunun kurum bütçesine bir yükü olmayacaktır. Sadece kurum koordine edecek, ayrıntıya müdahale etmeyecek. Sürekli ve düzenli olarak etkinlikleri kontrol edecek.<br />
<br />
6. <span style="font-weight: bold;">Doktor, hemşire, sağlık memuru, düz memur arasındaki PSİKOLOJİK KAST SİSTEMİ kırılmalı,</span> kırıl(a)masa bile en azından gevşetilmeli. Zira bütün dağları doktorlar yaratmadı. Doktor hemşireye çemkirir, hemşire, sağlık memuruna, sağlık memuru hasta bakıcısına, hasta bakıcısı veya satıcısı ))) da hastaya… Döner dolaşır ezilen üzülen ve de büzülen yine vatandaş olur. anası bir tarafa babası bir tarafa gitmiş çocuğa olur. Sektör içindeki personel kendi içinde merhabalaştığı sürece bu evliliklerin gücünü artırır. Zira personel kendi içinde yabancılaştıkça, yabancılara, tanımadıklarına, sihirli ekranın içindekilere meyletmeye başlar. Personel etkinlikleri ailesel bazda yapılınca, personelin birbirini ayartmasının da önüne geçilmiş olur. Zira eşler, birbirinin eşleriyle tanışmış olurlar bu da evlilik dışı gönül kaymalarını zorlaştırır. Aile içi denetim, kurumsal sosyal denetime dönüşür. Bu da çiftlerde yeni bir psiko-otokontrol sistemi doğurur.<br />
<br />
7. Gecenin bu saatinde işim gücüm bitti, sağlık bakanlığının personelinin evliliklerini kurtarmak için kafa yoruyorum. Eyy sağlık bakanım desem de sağlık bakanımız bu yazımı okumaz, okuyamaz, okumaya zamanı olmaz. Muhatabım bakanımızın müsteşarı da değil, zira onun da okumaya fırsatı olmaz. Muhatabım, Sağlık Bakanı Müsteşarının danışmanı veya yardımcısı olur. Gazoz kapağı takacaksanız bana madalya olarak, lütfen altın varaklı ya da en azından sarı yaldızlı boya ile boyanmış bir gazoz kapağı takın. Mutlu olayın gaza geleyim ki, sizlere yine yeni güpgüzel önerilerde bulunayım.  Bunlar ne ki, isteseniz size yedi değil yetmiş öneride bulunurum. Hem bulduğum öneriler ilave bütçe harcamanızı da gerektirmez.<br />
<br />
Arayın efendim. Telefonum 7/24 açıktır. Hem çok kısa zamanda sonuç alırsınız. Telefonunuzu bekliyorum Sayın Sağlık Bakanımızın müsteşarının yardımcısı v.s.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-satirbasi.www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-satirbasi.www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;">İiii-Leee-Tiii-Şimmm ve Evliliklerdeki Çatırdama</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;">24 Ocak 20012</span></span></span><br />
<img src="http://www.fizyoterapistim.net/sites/default/files/haber/tamgun.jpg?1308415375" border="0" alt="[Resim: tamgun.jpg?1308415375]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Nöbet Dönemlerindeki İletişimin Sağlık Personelinin Evliliklerindeki Çatırdamaya Etkisi</span></span><br />
<br />
Prof.Dr. <span style="font-weight: bold;">Ahmet Rasim</span> KÜÇÜKUSTA 23.01.2012 tarihli <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a> teki yazısına "Sağlık Çalışanları Arasında Boşanmalar Zirvede" başlığını atmış. Başlık ve yazı içeriği analitik ve ampirik olarak doğrudur. Ama sosyolojik olarak doğru değildir. Zira yazı içeriğindeki iddianın aksine sektördeki boşanmaya neden olan en başat faktör, İLETİŞİM ve onun yaygınlaşmasıdır.<br />
<br />
Tüm Sağlık-Sen’in yaptığı araştırma sendika gözüyle yapılan bir araştırmadır ve araştırmanın popülist sonuçları zaten deklare edilmiştir.<br />
<br />
Sendika’nın araştırmasında ortaya konulan boşanma faktörleri arasında belirtilen, “eşlerin birbirine karşı ilgisizliği, anlayışsızlığı, nöbetlerden dolayı birbirlerini görememesi, çocuklara ve eşlere zaman ayıramaması ve ekonomik sıkıntılar” v.b. faktörlerin doğruluğu ancak ve ancak boşanma olayında boşanmayı tetikleyen faktörler arasındaki ağırlıklanmadır. A faktörü de B faktörü de boşanmayı tetiklemiş olabilir. Bunlardan A faktörünün boşanmadaki etkisi % 90 iken B faktörünün etkisi yüzde 10 ise, bu faktörleri yan yana getirmek bile başlı başına rakamları okuma anlama ve aktarma hatası olacaktır.<br />
<br />
Şunu da kesinlikle karıştırmamak gerekir ki, bir olay veya olguya etkiyen faktörlerin her biri aynı ağırlıkta olmadığı gibi aynı düzeyde de olmayabilir. Örneğin, eşlerin birbirine karşı anlayış ve ilgisizliğinin, tahammülsüzlüğün birincil nedeni, eşlerden birinin veya her ikisinin nöbet boyunca önlerindeki sihirli ekranda başka biriyle iletişim halinde olmaları ve evlilik müessesenin içine bir başka karşı cins tarafından nüfuz edilebilmesinin kolaylığıdır. Sağlık kuruluşlarında ve nöbet / vardiya sistemiyle çalışılan bütün işlerde aynı durum söz konusudur. Zira iletişimim bu yönde ortaya koyduğu inanılmaz özgürlük çiftleri çok hızlı bir şekilde çözmekte, çiftler karşılarındaki yeni yüzün, yeni sesin, yeni manyetik etkinin akımına kapılarak eşinin yılardır devam eden düzenini veya kendisine verdiği çoğu şeyi “sıkıcı” “anlayışsız”, “kaba”, “düşüncesiz” olarak okumaya başlamaktadır. Bu özellikle sağlık sektöründe her iki çift için geçerlidir. Taraflar arasında başı çeken erkek olsa da yine de her iki cinsiyet arasında çok önemli bir fark yoktur.<br />
<br />
Üstelik sendikanın boşanmaya gerekçe gösterdiği faktör, geçim sıkıntısı değildir. Tam tersine son derece rahat geçindikleri için sağlık sektöründe çalışanlara bu rahatlık batmaktadır. Yani ekonomik doygunluğa ulaşmış çiftler kendilerine yeni maceralar, aksiyonlar aramaktadırlar. Ve bunu da önlerindeki (adına internet ve/veya cep telefonu denilen) sihirli ekranda bulmaktadırlar. Öyle ki, tarafların her ikisinin de tuzu kuru olduğundan, yani hem karının hem kocanın diğer çalışanlara göre (kamudaki diğer çalışanlar ve özel sektörde asgari ücrete talim edenlere göre) hayli iyi bir maaşı olduğundan birbirlerine tahammül etmeleri için neredeyse (varsa) çocuklar haricinde hiçbir neden kalmamaktadır. Ayrıca, boşanmalardaki artış o boyutlara vardı ki, taraflar artık kendi gelecekleri yanında çocukların geleceğini hiç görmemeye başladılar. Çocuğun daha yeni doğmuş olması bile tarafları boşanmadan neredeyse zerre kadar etkilememeye başladı. Bunlar toplumbilimsel / gerçeklerdir. Benim iddiam değil toplumun sosyolojik anlamdaki fotoğrafıdır. Fotoğrafı kötü okuyorsam takdir okuyucularımındır. Ama ben bu fotoğrafı kötü okumadığımı düşünüyorum.<br />
<br />
Sağlık çalışanları arasında boşanma oranının yüzde 50 yi geçmesi vahim bir durumdur. Tüm Sağlık-Sen’in 2011 yılında yaptığı araştırmanın en önemli sonucu budur. Bunu en başta Sağlık Bakanı ve ardından Aileden sorumlu devlet bakanı iyi okumalıdır ve ivedilikle çözüme yönelik politik eylemler başlatılmalıdır.<br />
<br />
Peki şu olsun bu olsun yaz sabunla köpürt. Bütün köşe yazarları bunu yapar. Efendim şöyle de böyle de. Binbir türlü yakınma veya serzeniş.<br />
<br />
Sonuç sonuç, sonuç!: Şikayet öneri ile anlam kazanır. O halde neler yapılabilir. Ahmet Fidan resmi anlamda bir insan kaynakları yönetimi uzmanı olarak ve kent psikolojisi bilimi emekçisi olarak ne önerilerde bulunur?<br />
<br />
Yazalım efendim. (Allahtan yazdıklarım özellikle devlet üst yönetimi tarafından okunmakta ve uygulamaya konulmaktadır. Bunu çoğu zaman bizzat takip etmişimdir. Bu da <span style="font-weight: bold;">Bilgi Ağı</span>’nın gücündendir sanırım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Çözüm Önerilerimiz: (Sağlık Bakanlığına Yönelik)</span><br />
1. Acilen esnek çalışmaya geçilmeli. İş kanunu artık buna uygun. Kurbağaları ürkütmeden memurlara da bu sistem uygulanmalı. Gerekirse DMK kanun tasarısı hızlandırılmalı. Hatta DMK yerine Kamu Personel Kanunu (KPK) çıkarılmalı, bu kanun kamudaki bütün personeli kapsamalı, memurlar A, işçiler B sınıfı olarak gerekirse kategorizasyon yapılabilir. Tıpkı 4/a, 4/b, 4/c deki sistem gibi.<br />
<br />
2. <span style="font-weight: bold;">Sağlık personelinin çalıştığı kuruma yakın yerlerde oturmalarına özellikle önem ve özen gösterilmeli. Bu konuda yeniden sektör içi ulusal ikamet planlaması yapılmalıdır. Bu madde ulusal bazda ivedilikle işletilmeli.)</span><br />
3. Teknolojik faktörler aile kurumunu zedeliyorsa, bu faktörleri aileyi koruyacak şekilde kullanmalı. Özellikle teknoloji yoğun birimlerde iş akışının evden yönetimi sağlanmalı, çalışma/mesai düzeni buna uygun hale getirilmeli.<br />
<br />
4. Kuruma bağımlılık (fiziksel anlamda olay yerinde bulunma) yine teknolojik donanım ile azaltılmalı, örneğin gözlemlerde kamera sistemi aktif olarak kullanılmalı. Zaten ikametgah planlamasıyla teknolojik reorganizasyon bütünleşik uygulandığında son derece etkin bir çözüm bulunacaktır.<br />
<br />
5. Sık sık personel içi etkinlikler düzenlenmeli, teknolojinin birbirinden kopardığı personel, kurum içi sosyal etkinliklerle kaynaştırılmalı. Çiftlerin ailecek birbiriyle rutin görüşmeleri sağlanmalı. (Sadece bu öneri bile sorunun aşılmasına yönelik çok önemli sonuçlar verecektir. Zira bunun kurum bütçesine bir yükü olmayacaktır. Sadece kurum koordine edecek, ayrıntıya müdahale etmeyecek. Sürekli ve düzenli olarak etkinlikleri kontrol edecek.<br />
<br />
6. <span style="font-weight: bold;">Doktor, hemşire, sağlık memuru, düz memur arasındaki PSİKOLOJİK KAST SİSTEMİ kırılmalı,</span> kırıl(a)masa bile en azından gevşetilmeli. Zira bütün dağları doktorlar yaratmadı. Doktor hemşireye çemkirir, hemşire, sağlık memuruna, sağlık memuru hasta bakıcısına, hasta bakıcısı veya satıcısı ))) da hastaya… Döner dolaşır ezilen üzülen ve de büzülen yine vatandaş olur. anası bir tarafa babası bir tarafa gitmiş çocuğa olur. Sektör içindeki personel kendi içinde merhabalaştığı sürece bu evliliklerin gücünü artırır. Zira personel kendi içinde yabancılaştıkça, yabancılara, tanımadıklarına, sihirli ekranın içindekilere meyletmeye başlar. Personel etkinlikleri ailesel bazda yapılınca, personelin birbirini ayartmasının da önüne geçilmiş olur. Zira eşler, birbirinin eşleriyle tanışmış olurlar bu da evlilik dışı gönül kaymalarını zorlaştırır. Aile içi denetim, kurumsal sosyal denetime dönüşür. Bu da çiftlerde yeni bir psiko-otokontrol sistemi doğurur.<br />
<br />
7. Gecenin bu saatinde işim gücüm bitti, sağlık bakanlığının personelinin evliliklerini kurtarmak için kafa yoruyorum. Eyy sağlık bakanım desem de sağlık bakanımız bu yazımı okumaz, okuyamaz, okumaya zamanı olmaz. Muhatabım bakanımızın müsteşarı da değil, zira onun da okumaya fırsatı olmaz. Muhatabım, Sağlık Bakanı Müsteşarının danışmanı veya yardımcısı olur. Gazoz kapağı takacaksanız bana madalya olarak, lütfen altın varaklı ya da en azından sarı yaldızlı boya ile boyanmış bir gazoz kapağı takın. Mutlu olayın gaza geleyim ki, sizlere yine yeni güpgüzel önerilerde bulunayım.  Bunlar ne ki, isteseniz size yedi değil yetmiş öneride bulunurum. Hem bulduğum öneriler ilave bütçe harcamanızı da gerektirmez.<br />
<br />
Arayın efendim. Telefonum 7/24 açıktır. Hem çok kısa zamanda sonuç alırsınız. Telefonunuzu bekliyorum Sayın Sağlık Bakanımızın müsteşarının yardımcısı v.s.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nilüfer Çiçeği]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3154</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 21:30:21 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3154</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Nilüfer Çiçeği</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">15 Ocak 20012</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #32CD32;">Belki de doğada kendine özgü canlılardan en nadide olanıdır nilüferler.<br />
O nadide varlığıyla biz insanlara yüzlerce ders vermekte, / Duruşuyla, oluşuyla, hem her şeyiyle nilüferler.<br />
Bir gizem, bir hayranlık, binbir endamla mündemiç o nazenin varlık, / Doğuşundan ölümüne gerçek bir okul, tutkulu bir ekoldür insanlara nilüferler.<br />
İnsanoğlu ölümlü, insanoğlu aciz, insanoğlu bîkes, nâtuvân...<br />
Nilüfer de aciz, hassas ve nâtuvân, acizliğinden nâlân…<br />
Nilüferlerin böylesi insansı halleri DERS alanlar için güçlü bir hayat iksiri aslında. <br />
O erdemin çiçeği, o mütevazılığın çiçeği, o gizemin çiçeği.<br />
<br />
(A.Fidan)</span></span><br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-bilgiagi-daireselform-yaradan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer-bilgiagi-daireselform-yaradan.jpg]" /><br />
Latince lotus olarak adlandırılan ve genellikle durguna yakın yavaş akan ırmak kenarlarında veya longozlarda yetişen Nilüfer çiçeklerinin  kökleri sudaki metrelerce derinliğe rağmen suyun dibindeki toprağa saplanır. Öyle ki, su dibindeki topraktan itibaren nilüfer çiçeğinin sapları 10 metreye kadar uzar. Dünyanın her bir yerinde apayrı güzellikler ortaya koyması ise, kendine özgülüğünün bir başka göstergesidir.<br />
Onun mavi çiçekli olanlarındaki  afrodizyak, beyaz çiçekli olanlarındaki anti afrodizyak etki, ondaki dengeyi ve vakurluğu, gösterir aslında.<br />
Onlardaki sistematiklik ve ilhamî zeka da başlı başına bir ibrettir. Zira bazıları gündüz çiçeklerini açarken, bazıları gece açmakta. Bazıları bu gün çiçek açarken, bazıları birbiriyle nöbetleşircesine ertesi gün çiçek açmakta. Adeta bulundukları dünyaya nöbetleşerek güzellik katmaktalar. Nilüferlerin tomurcuklarının bir iki saat içinde metreleri bulan dev çiçeklere dönüşebilmesi ise tılsımın, gücün, gizemin bir başka boyutu.<br />
Yapraklarındaki yeşil, barışı, dairesellik, evreni ve sonsuzluğu, daireselliğin ortasındaki sap kısmı ise, yaratıcının tekliğini gösterir. O yaprağın yanındaki nefis, rengarenk nadide çiçek ise, yaradanın güzelliğini göstermekte bütün bir dünyaya.<br />
<br />
Onun su üstünde çiçek açması, cesareti, güveni, altının boş olduğu ve suyun üstünde olması ise ölümlülüğünü göstermekte insanoğlu gibi. <br />
<br />
Onların gizemi, Hint ve Mısır kültürün de temel ögesidir tarihe baktığımızda. Zira nilüferler hem Hindistan’da hem Mısır’da kutsal kabul edilirler. Hatta Ramses’in mezarında bile nilüfer kabartmaları bulunmakta. <br />
Nilüferlerin bazılarının gündüz bazılarının gece çiçek açmaları, bazıları çiçek açtıktan sonra suyun içine batması ise, dünya ile olan enerji alışverişlerindeki tılsımı göstermekte.<br />
<br />
<span style="color: #FFA500;">Doğadaki gibi en temel öge olan,</span>  <span style="color: #E0FFFF;">su</span> , <span style="color: #FFFFE0;">ışık</span> <span style="color: #FFA500;">ve</span> <span style="color: #00BFFF;">hava</span> <span style="color: #FFA500;">onların da vazgeçilmezleridir hayatlarında. Işık ve su onları adeta aşka sevkeder, ve tertemiz kutsal bir hava üretirler koyların ve longozların derûni ikliminde.</span><br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-4-bilgiagi-ahmetfidan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer-4-bilgiagi-ahmetfidan.jpg]" /><br />
Nilüfer çiçeğinin en büyük azmi, aşka kavuşmasında gizlidir. Zira Nilüferlerin suyun içinde başlayan yolculuğu IŞIĞA kavuşuncaya kadar devam eder. Tıpkı insanın doğuşundan ölümüne kadarki yolculuğu gibi. Âşığın mâşuka kavuşma yolculuğunun meşakkati gibi. Bu yolculuğun bitiminde misyon bitmez, sırada yaprakların kenarının kıvrılarak onların suya batmalarının engellenmesi ve hayata sımsıkı tutunuş mücadelesiyle devam eder yolculuk. Onların yaşam yolculuğu yine bitmez. Sırada neslin devamı gelir. O çiçeklere dayanamayan kınkanatlı böcekler gelir çiçeklere konarlar. Öyle ki, nilüferler bu böcekler hemen gitmesin diye çiçeklere konduktan sonra <br />
<br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-3-bilgiagi-ahmetfidan(1).png" border="0" alt="[Resim: nilufer-3-bilgiagi-ahmetfidan(1).png]" /><br />
yapraklarını kapatarak onarlı bir gün boyunca hapseder ve onlara bol bol polen ikramında bulunur. Sonra çiçekler açılır ve böcekler diğer nilüferlere nesli taşımaları için gönderilir. Yeter mi yetmez. Artık aynı böceğin aynı çiçeğe polen taşımaması için nilüferler çiçeğinin rengini değiştirirler. Beyaz nilüferler pembe renkle dünyaya bir başka güzellik katarlar.<br />
Yapraklarının suyun üzerine sereserpe yatışı, ondaki haki yeşillik suyun on metreyi bile bulan derinliklerindeki kökleri için enerji santrali, kök ile yaprak arasındaki sapları ise, bu fabrikanın yüksek gerilimli enerji kordonlarıdır.<br />
Onların bu yaşam yolculuğundaki tılsım herkese ilham verir. Herkes ömründe bir kez de olsa içinde nilüfer çiçeği olan longozlara gitsin görsün. Uzun uzun onların yapraklarındaki dairesel sonsuzluğu, armoniyi ve kardeşçe yaşamı süzsün, sonra başını havaya kaldırıp baksın sonsuz masmavi göklere…<br />
Hayatın yaşamla ölüm arasındaki bir eneji tüketim süreci olduğunu sezsin ve “insanlık” misyonunu daha dolu ve doyurucu şeylerle tüketsin derim.<br />
<br />
Mutlu pazarlar efendim. Kahveniz bol köpüklü mutluluğunuz daim olsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Özel Not:</span> Türkiye'nin en güzel longozlarından biri Karasu'dadır. Bu konuya eğilmeme neden olan, Çevre Aktivisti Sn. <span style="font-weight: bold;">Elif DURU</span> arkadaşıma teşekkür ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.<br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer2-bilgiagi-ahmetfidan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer2-bilgiagi-ahmetfidan.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Nilüfer Çiçeği</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">15 Ocak 20012</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #32CD32;">Belki de doğada kendine özgü canlılardan en nadide olanıdır nilüferler.<br />
O nadide varlığıyla biz insanlara yüzlerce ders vermekte, / Duruşuyla, oluşuyla, hem her şeyiyle nilüferler.<br />
Bir gizem, bir hayranlık, binbir endamla mündemiç o nazenin varlık, / Doğuşundan ölümüne gerçek bir okul, tutkulu bir ekoldür insanlara nilüferler.<br />
İnsanoğlu ölümlü, insanoğlu aciz, insanoğlu bîkes, nâtuvân...<br />
Nilüfer de aciz, hassas ve nâtuvân, acizliğinden nâlân…<br />
Nilüferlerin böylesi insansı halleri DERS alanlar için güçlü bir hayat iksiri aslında. <br />
O erdemin çiçeği, o mütevazılığın çiçeği, o gizemin çiçeği.<br />
<br />
(A.Fidan)</span></span><br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-bilgiagi-daireselform-yaradan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer-bilgiagi-daireselform-yaradan.jpg]" /><br />
Latince lotus olarak adlandırılan ve genellikle durguna yakın yavaş akan ırmak kenarlarında veya longozlarda yetişen Nilüfer çiçeklerinin  kökleri sudaki metrelerce derinliğe rağmen suyun dibindeki toprağa saplanır. Öyle ki, su dibindeki topraktan itibaren nilüfer çiçeğinin sapları 10 metreye kadar uzar. Dünyanın her bir yerinde apayrı güzellikler ortaya koyması ise, kendine özgülüğünün bir başka göstergesidir.<br />
Onun mavi çiçekli olanlarındaki  afrodizyak, beyaz çiçekli olanlarındaki anti afrodizyak etki, ondaki dengeyi ve vakurluğu, gösterir aslında.<br />
Onlardaki sistematiklik ve ilhamî zeka da başlı başına bir ibrettir. Zira bazıları gündüz çiçeklerini açarken, bazıları gece açmakta. Bazıları bu gün çiçek açarken, bazıları birbiriyle nöbetleşircesine ertesi gün çiçek açmakta. Adeta bulundukları dünyaya nöbetleşerek güzellik katmaktalar. Nilüferlerin tomurcuklarının bir iki saat içinde metreleri bulan dev çiçeklere dönüşebilmesi ise tılsımın, gücün, gizemin bir başka boyutu.<br />
Yapraklarındaki yeşil, barışı, dairesellik, evreni ve sonsuzluğu, daireselliğin ortasındaki sap kısmı ise, yaratıcının tekliğini gösterir. O yaprağın yanındaki nefis, rengarenk nadide çiçek ise, yaradanın güzelliğini göstermekte bütün bir dünyaya.<br />
<br />
Onun su üstünde çiçek açması, cesareti, güveni, altının boş olduğu ve suyun üstünde olması ise ölümlülüğünü göstermekte insanoğlu gibi. <br />
<br />
Onların gizemi, Hint ve Mısır kültürün de temel ögesidir tarihe baktığımızda. Zira nilüferler hem Hindistan’da hem Mısır’da kutsal kabul edilirler. Hatta Ramses’in mezarında bile nilüfer kabartmaları bulunmakta. <br />
Nilüferlerin bazılarının gündüz bazılarının gece çiçek açmaları, bazıları çiçek açtıktan sonra suyun içine batması ise, dünya ile olan enerji alışverişlerindeki tılsımı göstermekte.<br />
<br />
<span style="color: #FFA500;">Doğadaki gibi en temel öge olan,</span>  <span style="color: #E0FFFF;">su</span> , <span style="color: #FFFFE0;">ışık</span> <span style="color: #FFA500;">ve</span> <span style="color: #00BFFF;">hava</span> <span style="color: #FFA500;">onların da vazgeçilmezleridir hayatlarında. Işık ve su onları adeta aşka sevkeder, ve tertemiz kutsal bir hava üretirler koyların ve longozların derûni ikliminde.</span><br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-4-bilgiagi-ahmetfidan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer-4-bilgiagi-ahmetfidan.jpg]" /><br />
Nilüfer çiçeğinin en büyük azmi, aşka kavuşmasında gizlidir. Zira Nilüferlerin suyun içinde başlayan yolculuğu IŞIĞA kavuşuncaya kadar devam eder. Tıpkı insanın doğuşundan ölümüne kadarki yolculuğu gibi. Âşığın mâşuka kavuşma yolculuğunun meşakkati gibi. Bu yolculuğun bitiminde misyon bitmez, sırada yaprakların kenarının kıvrılarak onların suya batmalarının engellenmesi ve hayata sımsıkı tutunuş mücadelesiyle devam eder yolculuk. Onların yaşam yolculuğu yine bitmez. Sırada neslin devamı gelir. O çiçeklere dayanamayan kınkanatlı böcekler gelir çiçeklere konarlar. Öyle ki, nilüferler bu böcekler hemen gitmesin diye çiçeklere konduktan sonra <br />
<br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer-3-bilgiagi-ahmetfidan(1).png" border="0" alt="[Resim: nilufer-3-bilgiagi-ahmetfidan(1).png]" /><br />
yapraklarını kapatarak onarlı bir gün boyunca hapseder ve onlara bol bol polen ikramında bulunur. Sonra çiçekler açılır ve böcekler diğer nilüferlere nesli taşımaları için gönderilir. Yeter mi yetmez. Artık aynı böceğin aynı çiçeğe polen taşımaması için nilüferler çiçeğinin rengini değiştirirler. Beyaz nilüferler pembe renkle dünyaya bir başka güzellik katarlar.<br />
Yapraklarının suyun üzerine sereserpe yatışı, ondaki haki yeşillik suyun on metreyi bile bulan derinliklerindeki kökleri için enerji santrali, kök ile yaprak arasındaki sapları ise, bu fabrikanın yüksek gerilimli enerji kordonlarıdır.<br />
Onların bu yaşam yolculuğundaki tılsım herkese ilham verir. Herkes ömründe bir kez de olsa içinde nilüfer çiçeği olan longozlara gitsin görsün. Uzun uzun onların yapraklarındaki dairesel sonsuzluğu, armoniyi ve kardeşçe yaşamı süzsün, sonra başını havaya kaldırıp baksın sonsuz masmavi göklere…<br />
Hayatın yaşamla ölüm arasındaki bir eneji tüketim süreci olduğunu sezsin ve “insanlık” misyonunu daha dolu ve doyurucu şeylerle tüketsin derim.<br />
<br />
Mutlu pazarlar efendim. Kahveniz bol köpüklü mutluluğunuz daim olsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Özel Not:</span> Türkiye'nin en güzel longozlarından biri Karasu'dadır. Bu konuya eğilmeme neden olan, Çevre Aktivisti Sn. <span style="font-weight: bold;">Elif DURU</span> arkadaşıma teşekkür ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.<br />
<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/nilufer2-bilgiagi-ahmetfidan.jpg" border="0" alt="[Resim: nilufer2-bilgiagi-ahmetfidan.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kendimi yalnız hissetiğin kadar yalnızım.]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3152</link>
			<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 22:29:25 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3152</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: x-large;"><span style="color: #FF4500;">Kendimi yalnız hissetiğim kadar yalnızım.<br />
Ben yalız gedim şu fani düyaya.<br />
Yalnızda yaşarım.<br />
Yalzıda ölürüm.<br />
Sana geliyorum yalnızlığım.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
<span style="font-size: x-large;"><span style="color: #9400D3;">Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: x-large;"><span style="color: #FF4500;">Kendimi yalnız hissetiğim kadar yalnızım.<br />
Ben yalız gedim şu fani düyaya.<br />
Yalnızda yaşarım.<br />
Yalzıda ölürüm.<br />
Sana geliyorum yalnızlığım.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
<span style="font-size: x-large;"><span style="color: #9400D3;">Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Akademik Alanda Yeni Trend: Multi Disiplinerlik!]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3151</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 21:57:35 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3151</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Akademik Alanda Yeni Trend: Multi Disiplinerlik!</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">12 Ocak 20012</span></span></span><br />
<img src="http://www.capahastanesi.com/xml/birimler/72385952159.jpg" border="0" alt="[Resim: 72385952159.jpg]" /><br />
<span style="color: #800000;"><span style="font-weight: bold;">Akademik Kariyer Üzerine Fütürist İnovatif ve Determinisik Bir Yordamlama</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;">Önsöz, Öndeyi, Öngörü ve Bilumum Giriş İçerikli İzahatımız</span><br />
<br />
"Her şey er geç aslına döner" diye başlayayım.  Bakışaçımız belki bu gün için fazlaca zorlayıcı, kronik ve skolastik akademik kalıpları aşan bir gözlem olacak.<br />
<br />
Ortaçağ öncesi ve Ortaçağ sonrası dönem düşünürlerin eser ve ürünlerine baktığımızda ister istemez maymûnî bir iştahla imrenmekte oluruz. O dönemin büyük ölçüde zorunluluğu olan bilimsel multidisiplinerlik tablosu düne kadar yadsınan, ürkülen hatta imkansız olarak görülen bir gerçekti.<br />
<br />
Hoş bu gün için de biz o çağda olduğu kadar bir disipliner çeşitliliği önermiyoruz, öngörmüyoruz. Zira böylesi bir iddia veya öneri, imkansızın izahı gibi meczupca lakırdılar olurdu.<br />
<br />
Oysa ki bendeniz (başlıkta da belirttiğim gibi,) akademik sûfileşmenin veya tek alanda derinleşmenin değil multidisiplinerliğin yeni bir trend olduğunu vurgulamaktayım. Bu süreç veya yeni durum aslında fantastik bir öngörü değil orta çağ ve öncesi dönemlerde olduğu gibi, bir zorunluluktan ibarettir. Neymiş bu zorunluluklar, bunları ortaya koyalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">1. İletişim ve Teknolojideki Akılalmaz Genişleme ve İlerlemeler:</span><br />
<br />
Yakın zamana kadar, her önüne gelen dinsel konulara yorum getirenlere, "takvim yaprağı hocası" yaftasında bulunurduk gülümseyerek. Bu süreçte günümüz ve yakın gelecekte akademik alandaki çeşitliliği zorunluluk haline getiren teknolojik gelişmeler ve geometrik hızla ilerleyen enformatik bombardıman bilim insanlarının / bilim emekçilerinin, dikkatlerini dağıtan daha doğrusu onların beyinlerini bileşke düşünce oluşturmaktan alıkoyan faktörlerdir. Bu faktörler ikili veya en fazla üçlü akademik cerçeveye / cendereye girmiş bilimadamlarının beyinlerindeki kabuğu zayıflatmakta daha doğrusu seyreltmektedir.<br />
<br />
Multidisiplinerlik, özellikle de günümüz bilgi-teknoloji yoğun jön akademisyenler arasında trend oluşturmakta. Bu trend, özellikle teknolojiyle hızlı entegre olmuş dinazor akademisyenlerde de görülmektedir.*<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">2. Maddi ve Manevi Sınırlardaki Seyrelme:</span><br />
<br />
İster maddi sınırlarda olsun, (devlet, eyalet, il, ilçe, mahalle sınırları ve ev/konut sınırları gibi) ister, din, mahremiyet, etnik tamımlamaya ilişkin sınırlar olsun, hızlı bir şekilde seyrelmekte, bu süreç te yine eskiye göre hemen her şeye kategorik bakmayı zorlaştırmaktadır. Çünkü çeşitlilik arttıkça kategorizasyon zorunluluk halini almakta, bilimsel çeşitlilik artmaya devam ettikçe kategorilerdeki niceliksel artış içinden çıkılmaz hale gelmeye başlamaktadır.<br />
<br />
Örneğin biz bundan 30 yıl önce 4 hak 12 batıl olmak üzere 16 din olduğunu bilirdik. Bu gün için bu bilginin ne kadar başkalaştığını siz düşünün. Kii, din bilim değildir. Bu bağlamda, konunun dağılmaması için  din-bilim ikileminde normatiflik konusuna girmiyorum. Aynı şekilde ortaçağda "tıp" diye bildiğimiz bilim dalı, bu gün o alanın en üst alanı, ve onun altında belki de hiyerarşik sıra ile binlerce alt bilimdallarını oluşturmuş durumda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">3. Bilim Alanlarının Obezleşmesi</span><br />
<br />
Bilim alanlarındaki derinliğine ilerlemeler arttıkça, bilim alanları obezleşmekte, obezleştikçe bilim alanları içinden onlarca alt bilim alanları yavrucuğu doğurmakta, zamanla bu yavrucuklar büyümekte onlar da bilim alanı haline gelmekte ve bu bilim alanları da kendi alt alanlarını doğurmakta. Bu süreç te gittikçe devam etmektedir. Ağırlıkla tıp alanında görülmeye başlayan bu süreci besleyen faktörler.<br />
<br />
Bilgiye Erişimin Hızlanmasının Başlıca sebepleri:<br />
<br />
- Düne göre örtük olan bilgi ve/veya belgelerin paylaşıma sunulması,<br />
<br />
- İletişim imkanları nedeniyle bilim insanlarının aynı ortamlarda bulunmasının kolaylaşması veya hızlanması,<br />
<br />
- Ulaşım teknolojileri nedeniyle vaka yeri ve olay üzeri incelemelerinin kolaylaşması,<br />
<br />
- Yakın gelecekte düne kadar övünerek anlatılan çif çekirdekli işlemcilerin yerini multi çekirdekli organik extrem işlemcilerin devreye girmesi bilgi ve veri navigasyonunu hızlandırması. (Saniyede milyarlarca işlem yapan cigahertz (GHz) işlemciler) **<br />
<br />
- Sosyal bilimler ile fen bilimlerinin eskiye göre daha fazla birbiriyle ilintilenmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
SONUÇ</span>:<br />
<br />
Bu minnacık makaledeki daracık görüşlerimiz, minnacık dünyada milyonlarca insan tarafından okunacak ve milyonlarca insanın beyinlerinde milyarlarca şimşekler çaktıracaktır. Bilginin obezleşmesi, fütursuzca tüketilmesi, bambaşka ürünler/eserler ortaya koymakta.<br />
<br />
Bilgi paylaşımı ve navigasyondaki hız, klasik kategorizasyondaki genleşme ister istemez, benim gibi bilim emekçilerini multidisiplinerliğe zorlamaktadır. Bu durumda multidisiplinerliği, bir tercih ve lüks olarak değil, etken faktörlerin zorlaması olarak algılamak gerek. Her ne kadar ben bu gelişmeyi zorlama sonucu değil gönüllülükle tercih etmiş olsam da, çoğu bilim emekçisinin faktörlerin zorlaması sonucu bu trende yöneldiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.<br />
<br />
______________<br />
<br />
(*) Bu alanda kendimi dinazor bir akademisyen değil de jön bir akademisyen olarak tanımlayabilirim.<br />
<br />
(**) İşlemci hızları kosusunda: "45nm – Bir nanometre metrenin milyarda biridir. Piyasada şu anda bulunan işlemciler bir metrenin 45 milyarda biri genişliğindedir. Teknolojinin boyutu hakkında fikir edinmek için: Transistörlerimizden 2000 tanesini yan yana koyduğunuzda bir insan saçtelinin çapı kadar bir genişliğe ulaşılır. Yeni hafniyumlu Intel 45nm işlemci transistörlerin 65nm'e oranla daha yoğun bir şekilde sıkıştırılmasını sağlar. Silikon dioksit (1960’lardan bu yana kullanılmaktadır) yerine hafniyum oksit kullanımıyla yeni transistörlerde daha az enerji kaybı, daha az ısınma ve daha hızlı geçişler sağlanmaktadır. İşlemciler hakkında ayrıntılı bilgi için; Fatih Armağan'ın <span style="font-weight: bold;">"İntel İşlemciler Hakkında Bilinmesi Gerekenler"</span> başlıklı,  <a href="http://www.chip.com.tr/forum/intel-islemciler-Hakkinda-Bilinmesi-Gerekenler_t71084.html" target="_blank">http://www.chip.com.tr/forum/intel-islem...71084.html</a> adresli yazısına bakınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Akademik Alanda Yeni Trend: Multi Disiplinerlik!</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">12 Ocak 20012</span></span></span><br />
<img src="http://www.capahastanesi.com/xml/birimler/72385952159.jpg" border="0" alt="[Resim: 72385952159.jpg]" /><br />
<span style="color: #800000;"><span style="font-weight: bold;">Akademik Kariyer Üzerine Fütürist İnovatif ve Determinisik Bir Yordamlama</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;">Önsöz, Öndeyi, Öngörü ve Bilumum Giriş İçerikli İzahatımız</span><br />
<br />
"Her şey er geç aslına döner" diye başlayayım.  Bakışaçımız belki bu gün için fazlaca zorlayıcı, kronik ve skolastik akademik kalıpları aşan bir gözlem olacak.<br />
<br />
Ortaçağ öncesi ve Ortaçağ sonrası dönem düşünürlerin eser ve ürünlerine baktığımızda ister istemez maymûnî bir iştahla imrenmekte oluruz. O dönemin büyük ölçüde zorunluluğu olan bilimsel multidisiplinerlik tablosu düne kadar yadsınan, ürkülen hatta imkansız olarak görülen bir gerçekti.<br />
<br />
Hoş bu gün için de biz o çağda olduğu kadar bir disipliner çeşitliliği önermiyoruz, öngörmüyoruz. Zira böylesi bir iddia veya öneri, imkansızın izahı gibi meczupca lakırdılar olurdu.<br />
<br />
Oysa ki bendeniz (başlıkta da belirttiğim gibi,) akademik sûfileşmenin veya tek alanda derinleşmenin değil multidisiplinerliğin yeni bir trend olduğunu vurgulamaktayım. Bu süreç veya yeni durum aslında fantastik bir öngörü değil orta çağ ve öncesi dönemlerde olduğu gibi, bir zorunluluktan ibarettir. Neymiş bu zorunluluklar, bunları ortaya koyalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">1. İletişim ve Teknolojideki Akılalmaz Genişleme ve İlerlemeler:</span><br />
<br />
Yakın zamana kadar, her önüne gelen dinsel konulara yorum getirenlere, "takvim yaprağı hocası" yaftasında bulunurduk gülümseyerek. Bu süreçte günümüz ve yakın gelecekte akademik alandaki çeşitliliği zorunluluk haline getiren teknolojik gelişmeler ve geometrik hızla ilerleyen enformatik bombardıman bilim insanlarının / bilim emekçilerinin, dikkatlerini dağıtan daha doğrusu onların beyinlerini bileşke düşünce oluşturmaktan alıkoyan faktörlerdir. Bu faktörler ikili veya en fazla üçlü akademik cerçeveye / cendereye girmiş bilimadamlarının beyinlerindeki kabuğu zayıflatmakta daha doğrusu seyreltmektedir.<br />
<br />
Multidisiplinerlik, özellikle de günümüz bilgi-teknoloji yoğun jön akademisyenler arasında trend oluşturmakta. Bu trend, özellikle teknolojiyle hızlı entegre olmuş dinazor akademisyenlerde de görülmektedir.*<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">2. Maddi ve Manevi Sınırlardaki Seyrelme:</span><br />
<br />
İster maddi sınırlarda olsun, (devlet, eyalet, il, ilçe, mahalle sınırları ve ev/konut sınırları gibi) ister, din, mahremiyet, etnik tamımlamaya ilişkin sınırlar olsun, hızlı bir şekilde seyrelmekte, bu süreç te yine eskiye göre hemen her şeye kategorik bakmayı zorlaştırmaktadır. Çünkü çeşitlilik arttıkça kategorizasyon zorunluluk halini almakta, bilimsel çeşitlilik artmaya devam ettikçe kategorilerdeki niceliksel artış içinden çıkılmaz hale gelmeye başlamaktadır.<br />
<br />
Örneğin biz bundan 30 yıl önce 4 hak 12 batıl olmak üzere 16 din olduğunu bilirdik. Bu gün için bu bilginin ne kadar başkalaştığını siz düşünün. Kii, din bilim değildir. Bu bağlamda, konunun dağılmaması için  din-bilim ikileminde normatiflik konusuna girmiyorum. Aynı şekilde ortaçağda "tıp" diye bildiğimiz bilim dalı, bu gün o alanın en üst alanı, ve onun altında belki de hiyerarşik sıra ile binlerce alt bilimdallarını oluşturmuş durumda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">3. Bilim Alanlarının Obezleşmesi</span><br />
<br />
Bilim alanlarındaki derinliğine ilerlemeler arttıkça, bilim alanları obezleşmekte, obezleştikçe bilim alanları içinden onlarca alt bilim alanları yavrucuğu doğurmakta, zamanla bu yavrucuklar büyümekte onlar da bilim alanı haline gelmekte ve bu bilim alanları da kendi alt alanlarını doğurmakta. Bu süreç te gittikçe devam etmektedir. Ağırlıkla tıp alanında görülmeye başlayan bu süreci besleyen faktörler.<br />
<br />
Bilgiye Erişimin Hızlanmasının Başlıca sebepleri:<br />
<br />
- Düne göre örtük olan bilgi ve/veya belgelerin paylaşıma sunulması,<br />
<br />
- İletişim imkanları nedeniyle bilim insanlarının aynı ortamlarda bulunmasının kolaylaşması veya hızlanması,<br />
<br />
- Ulaşım teknolojileri nedeniyle vaka yeri ve olay üzeri incelemelerinin kolaylaşması,<br />
<br />
- Yakın gelecekte düne kadar övünerek anlatılan çif çekirdekli işlemcilerin yerini multi çekirdekli organik extrem işlemcilerin devreye girmesi bilgi ve veri navigasyonunu hızlandırması. (Saniyede milyarlarca işlem yapan cigahertz (GHz) işlemciler) **<br />
<br />
- Sosyal bilimler ile fen bilimlerinin eskiye göre daha fazla birbiriyle ilintilenmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
SONUÇ</span>:<br />
<br />
Bu minnacık makaledeki daracık görüşlerimiz, minnacık dünyada milyonlarca insan tarafından okunacak ve milyonlarca insanın beyinlerinde milyarlarca şimşekler çaktıracaktır. Bilginin obezleşmesi, fütursuzca tüketilmesi, bambaşka ürünler/eserler ortaya koymakta.<br />
<br />
Bilgi paylaşımı ve navigasyondaki hız, klasik kategorizasyondaki genleşme ister istemez, benim gibi bilim emekçilerini multidisiplinerliğe zorlamaktadır. Bu durumda multidisiplinerliği, bir tercih ve lüks olarak değil, etken faktörlerin zorlaması olarak algılamak gerek. Her ne kadar ben bu gelişmeyi zorlama sonucu değil gönüllülükle tercih etmiş olsam da, çoğu bilim emekçisinin faktörlerin zorlaması sonucu bu trende yöneldiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.<br />
<br />
______________<br />
<br />
(*) Bu alanda kendimi dinazor bir akademisyen değil de jön bir akademisyen olarak tanımlayabilirim.<br />
<br />
(**) İşlemci hızları kosusunda: "45nm – Bir nanometre metrenin milyarda biridir. Piyasada şu anda bulunan işlemciler bir metrenin 45 milyarda biri genişliğindedir. Teknolojinin boyutu hakkında fikir edinmek için: Transistörlerimizden 2000 tanesini yan yana koyduğunuzda bir insan saçtelinin çapı kadar bir genişliğe ulaşılır. Yeni hafniyumlu Intel 45nm işlemci transistörlerin 65nm'e oranla daha yoğun bir şekilde sıkıştırılmasını sağlar. Silikon dioksit (1960’lardan bu yana kullanılmaktadır) yerine hafniyum oksit kullanımıyla yeni transistörlerde daha az enerji kaybı, daha az ısınma ve daha hızlı geçişler sağlanmaktadır. İşlemciler hakkında ayrıntılı bilgi için; Fatih Armağan'ın <span style="font-weight: bold;">"İntel İşlemciler Hakkında Bilinmesi Gerekenler"</span> başlıklı,  <a href="http://www.chip.com.tr/forum/intel-islemciler-Hakkinda-Bilinmesi-Gerekenler_t71084.html" target="_blank">http://www.chip.com.tr/forum/intel-islem...71084.html</a> adresli yazısına bakınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paylaşımlarımızla İlgili Notlar ve Öneriler]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3150</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 12:18:53 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3150</guid>
			<description><![CDATA[Paylaşımlarımızla İlgili Notlar ve Öneriler<br />
<br />
Değerli Siyasallı  arkadaşlarımız;<br />
<br />
1. <br />
Eskiden karşı çıktığımız bazı şeylere bu gün veya belki de yarın karşı çıkmadığımız hatta hatta, sempati duyduğumuz olabilir.<br />
Bunu her alanda sizlerden her hangi biriniz yaşarsınız veya yaşamazsınız. Ama yaşamayacağınızla ilgili kesin bir kestirim yapamazsınız.<br />
Örneğin, ben 23 Aralık 2010 tarihinde bilgiagi.net te <span style="font-weight: bold;"><a href="http://www.bilgiagi.net/neden-twitter-da-face-degil/31335/" target="_blank">Twitter Saçmalığı / Yüzkırk Karakter STOP</a>!</span> başlıklı bir yazı yazmıştım.<br />
O gün o haliyle eleştirdiğim twitter’e 2011 yılında kayıt yaptırdım. Gerçi ben twitter’e kaydolurken 140 karakter kotasının kaldırılacağını öğrenmiştim.<br />
<a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/08/23/twitter-da-140-karakter-sinirlamasi-tarih-oluyor.html" target="_blank">http://www.timeturk.com/tr/2011/08/23/tw...luyor.html</a> linkindeki haberi okuyunca twitter antipatim sona erdi.<br />
2. <br />
Dernek ve Vakıf e posta gruplarımızda postalar arasında silinip gitmesini istemediğiniz paylaşımlarınızı KATEGORİSİNE UYGUN ALANDA OLMAK ÜZERE<br />
<span style="font-weight: bold;">www.siyasalforum.org</span> sitemizde paylaşabilirsiniz. Bu siteye sadece biz İstanbul Siyasallılar üye olabilmektedir. Üyelik ad soyad ve mezuniyet yılının son iki rakamı şeklindedir.<br />
Örneğin benim üyeliğim, <span style="font-weight: bold;">ahmetfidan93</span> şeklindedir. <br />
Forumumuz ne vakıf grubunun ne de dernek grubunun e postasına rakip değildir. OLAMAZ ve OLMAZ!<br />
Burayı makale, yazı resim, etkinlik vb. kalıcı bağlantı veya paylaşımlarınız için kullanabilirsiniz. Para pul veya ikametgah belgesi vs. istemiyoruz. Sadece İstanbul Siyasal’lı olmanız yeterlidir.<br />
Bu sitemizin yönetiminde dileyen herkes aktif olarak görev alabilir, hiç bir siyasal ve etnik öngörümüz ve angajmanımız OLMAZ OLAMAZ!<br />
3.<br />
Aramızda köşe yazarlığı yapanlar, düzenli köşe yazabilecekler varsa, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a> / <a href="http://www.yazarportal.com" target="_blank">http://www.yazarportal.com</a> <a href="http://www.tasviriefkar.com" target="_blank">http://www.tasviriefkar.com</a> İnteraktif Köşe Yazarı Gazetemiz’de yazabilirsiniz. İngilizce gazete makalelerinizi <a href="http://www.authorport.com" target="_blank">http://www.authorport.com</a> sitemizde yayınlayabilirsiniz. <br />
4. <br />
Eğer bilimsel makaleleriniz var ve uzun hakem süreçlerine karşı sabrınız yok ise, 2012 yılından itibaren (bu yıldan itibaren) hakemli olarak yayın yapacak olan, 4 yıllık Elektronik dergimiz olan <span style="font-weight: bold;">www.kentakademisi.com </span>da makalelerinizi yayınlayabiliriz. Not: Elektronik Hakemli Dergimizde yayın formatına uygun makalelerinizin hakem heyetinde inceleme süreci 1 ayı geçmemektedir.<br />
Değerli dostlar, bunları sizlerin de faydasına olabileceği düşüncesiyle paylaşma gereğini duydum. Sitelerimizin hiç birisinde reklam yoktur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Tek amacımız KÜLTÜRÜMÜZE ve İNSANLIĞA HİZMET tir.</span><br />
Eee, başta o kadar twitter lakırdısı ettik. Adresimizi yazmazsak ta olmaz. <br />
<span style="font-weight: bold;">http://twitter.com/Dr_Ahmet_FiDAN </span> <br />
Hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum<br />
<span style="font-weight: bold;">ahmetfidan93</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Paylaşımlarımızla İlgili Notlar ve Öneriler<br />
<br />
Değerli Siyasallı  arkadaşlarımız;<br />
<br />
1. <br />
Eskiden karşı çıktığımız bazı şeylere bu gün veya belki de yarın karşı çıkmadığımız hatta hatta, sempati duyduğumuz olabilir.<br />
Bunu her alanda sizlerden her hangi biriniz yaşarsınız veya yaşamazsınız. Ama yaşamayacağınızla ilgili kesin bir kestirim yapamazsınız.<br />
Örneğin, ben 23 Aralık 2010 tarihinde bilgiagi.net te <span style="font-weight: bold;"><a href="http://www.bilgiagi.net/neden-twitter-da-face-degil/31335/" target="_blank">Twitter Saçmalığı / Yüzkırk Karakter STOP</a>!</span> başlıklı bir yazı yazmıştım.<br />
O gün o haliyle eleştirdiğim twitter’e 2011 yılında kayıt yaptırdım. Gerçi ben twitter’e kaydolurken 140 karakter kotasının kaldırılacağını öğrenmiştim.<br />
<a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/08/23/twitter-da-140-karakter-sinirlamasi-tarih-oluyor.html" target="_blank">http://www.timeturk.com/tr/2011/08/23/tw...luyor.html</a> linkindeki haberi okuyunca twitter antipatim sona erdi.<br />
2. <br />
Dernek ve Vakıf e posta gruplarımızda postalar arasında silinip gitmesini istemediğiniz paylaşımlarınızı KATEGORİSİNE UYGUN ALANDA OLMAK ÜZERE<br />
<span style="font-weight: bold;">www.siyasalforum.org</span> sitemizde paylaşabilirsiniz. Bu siteye sadece biz İstanbul Siyasallılar üye olabilmektedir. Üyelik ad soyad ve mezuniyet yılının son iki rakamı şeklindedir.<br />
Örneğin benim üyeliğim, <span style="font-weight: bold;">ahmetfidan93</span> şeklindedir. <br />
Forumumuz ne vakıf grubunun ne de dernek grubunun e postasına rakip değildir. OLAMAZ ve OLMAZ!<br />
Burayı makale, yazı resim, etkinlik vb. kalıcı bağlantı veya paylaşımlarınız için kullanabilirsiniz. Para pul veya ikametgah belgesi vs. istemiyoruz. Sadece İstanbul Siyasal’lı olmanız yeterlidir.<br />
Bu sitemizin yönetiminde dileyen herkes aktif olarak görev alabilir, hiç bir siyasal ve etnik öngörümüz ve angajmanımız OLMAZ OLAMAZ!<br />
3.<br />
Aramızda köşe yazarlığı yapanlar, düzenli köşe yazabilecekler varsa, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a> / <a href="http://www.yazarportal.com" target="_blank">http://www.yazarportal.com</a> <a href="http://www.tasviriefkar.com" target="_blank">http://www.tasviriefkar.com</a> İnteraktif Köşe Yazarı Gazetemiz’de yazabilirsiniz. İngilizce gazete makalelerinizi <a href="http://www.authorport.com" target="_blank">http://www.authorport.com</a> sitemizde yayınlayabilirsiniz. <br />
4. <br />
Eğer bilimsel makaleleriniz var ve uzun hakem süreçlerine karşı sabrınız yok ise, 2012 yılından itibaren (bu yıldan itibaren) hakemli olarak yayın yapacak olan, 4 yıllık Elektronik dergimiz olan <span style="font-weight: bold;">www.kentakademisi.com </span>da makalelerinizi yayınlayabiliriz. Not: Elektronik Hakemli Dergimizde yayın formatına uygun makalelerinizin hakem heyetinde inceleme süreci 1 ayı geçmemektedir.<br />
Değerli dostlar, bunları sizlerin de faydasına olabileceği düşüncesiyle paylaşma gereğini duydum. Sitelerimizin hiç birisinde reklam yoktur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Tek amacımız KÜLTÜRÜMÜZE ve İNSANLIĞA HİZMET tir.</span><br />
Eee, başta o kadar twitter lakırdısı ettik. Adresimizi yazmazsak ta olmaz. <br />
<span style="font-weight: bold;">http://twitter.com/Dr_Ahmet_FiDAN </span> <br />
Hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum<br />
<span style="font-weight: bold;">ahmetfidan93</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, Termik Santral Konusunda Son Noktayı Koydu]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3149</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 08:07:20 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3149</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, TERMİK SANTRAL KONUSUNA SON NOKTAYI KOYDU: DAVA AÇIN, DESTEKLEYECEĞİM</span><br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, “ALİAĞA’DA SANAYİ KAYNAKLI KİRLİLİK İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR. TERMİK SANTRALLERE KARŞI YAPILACAK HUKUKİ MÜCADELELERDE ÇEVRECİ KURULUŞLARIN YANINDAYIM<br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI OĞUZ’DAN ÇEVRECİ TAVIR: DAVALARI DESTEKLİYORUM<br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, ÇEVRECİLERE DESTEK VERDİ, ELEŞTİRİLERİ TEK TEK YANITLADI<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ALİAĞA BELEDİYESİ<br />
ALİAĞA- İZMİR<br />
(11.01.2011)</span><br />
İzmir’in Aliağa ilçesinde İzdemir Enerji Elektrik Üretim A.Ş tarafından kurulmak istenen termik santralin belediyeden inşaat ruhsatı almasıyla ilgili kamuoyunu bilgilendiren Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, tartışmalara son noktayı koydu; “Firma, dosyasında hiçbir eksiği olmadığından yasal sürenin son günü ruhsat aldı. Aliağa’da sanayi kaynaklı kirlilik insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. Termik santrallere karşı yapılacak hukuki mücadelelerde çevreci kuruluşların yanındayım. Çevre örgütlerine sesleniyorum; Dava açın, yanınızdayım, ben de size imza vereceğim” <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AÇILACAK DAVALARI DESTEKLİYORUM</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, dosyada eksik bulunmadığından yasal zorunluluk nedeniyle inşaat ruhsatı vermek zorunda kaldıklarını ifade ederek, “yürütmenin durdurulması ya da iptali” için açılacak tüm davaları destekleyeceğini açıkladı. Başkan Oğuz, “Açılacak davalara imza vermeye, destek olmaya kararlıyım. Kamu idaresi, yasal zorunluluk nedeniyle ruhsatı verdi. Mevzuat elimizi kolumuzu bağlıyor. Ancak Aliağa’da yaşayanlar olarak, vatandaşlar olarak bunun iptali için elimizden geleni yapacağız” dedi. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BAŞKAN OĞUZ’DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, firmanın başvuru dosyasında yasal mevzuatın gerektirdiği koşulları tamamladığının görüldüğünü ifade ederek, “Zeytincilik yasası gereği iznin iptal edilebileceği ileri sürülüyor. Oysa 06.06.1984 tarihinde bölge Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Sanayi alanı olarak ayrılmış. Danıştay tarafından 1/100 binlik planın yürütmesinin durdurulduğundan, 1/25 binlik planların hükümsüz olacağı ileri sürülüyor. Ama Danıştay 6. Daire içtihatlarına göre; 1/25 bin ve 1/5 binlik planların iptal edilmesi halinde dahi 1/1000’lik imar planının iptal olamayacağı, üst ölçekli planların mahkemece yürürlüğünün durdurulması alt ölçekli planların yürürlüğünü durdurmuyor.” Dedi. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;">YASALARA VE MEVZUATA UYGUN DAVRANILDI</span><br />
Aliağa belediye Başkanı Turgut Oğuz, dosyada jeolojik etüt raporlarının bulunmadığı eleştirilerine de yanıt vererek; “Bakanlıkça onaylı Santral tasdikli imar planının lejant notunda ‘Jeolojik- Jeoteknik etüd onaylanmadan uygulamaya ve yapılanmaya geçilemez’ denilmekte olup, firmanın ruhsat başvuru dosyasında heolojik ve jeolteknik etüd raporları bulunmaktadır. Aliağa Belediyesi olarak, hukukun ve yasaların bizlere verdiği görev, yetki ve sorumlulukla hareket etmek zorundayız. Keyfi olarak dosyayı reddedemezdik. Ancak hukuki ve idari zorunluluk nedeniyle bu ruhsatı vermek zorunda kalsak da çevreci örgütlerimizle birlikte Santralın bölgemizde kurulmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.<br />
<span style="font-weight: bold;">HUKUKİ MÜCADELEYİ HEP BİRLİKTE YAPACAĞIZ</span><br />
“Yıllardır termik santralların bu bölgede kurulmaması için her eyleme koşan, çevreci kuruluşlarla, yurttaşlarımızla birlikte omuz omuza mücadele eden bir belediye başkanıyım. Çevreci harekete öncülük eden, bölgemizde çevre duyarlılığının her zaman olmasını isteyen biriyim.” Diye konuşan Başkan Oğuz; “Temiz, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre için hepimiz mücadele edeceğiz. Çevreci arkadaşlarımızın hukuki süreci başlatıp, mahkemeye başvurmalarını tüm kalbimle destekliyorum. Açılacak davalara çevreci arkadaşlarımla birlikte omuz omuza katılacağım. Hukuki mücadeleyi hep birlikte yapacağız. Bu süreci durdurmak için hep birlikte hareket etmeye hazırım. Aliağa’da yaşayan biri olarak Aliağa’yı herkes kadar çok seviyorum. Hukuki mücadelelerde yurttaşlarımla, STK’larımızla birlikte santralın kurulmasını durdurmak için mücadele edeceğim. açılacak olan her davayı destekleyeceğim. Ben de imza vermeye hazırım. Mahkemeye gidelim, işin başında bunu durdurmak için elimizden geleni yapalım” dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BAŞKANIN RE’SEN ONAY İSYANI</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, son yıllarda yerel yönetimlerin yeni yasal düzenlemelerle yetkilerinin alındığını ifade ederek, “Çeşitli yasal düzenlemelerle belediyelerin çeşitli yetkileri alınıp Bakanlıklara verildi. Bakanlık, Planları yapıp önümüze getirip atıyor; (İmzaladın imzaladın, imzalamazsan ben imzalarım) diyor. Buna karşı ne yazık ki yapacağımız bir şey yok. İş bu hale geldi. Bakanlığın Resen onay yetkisi Demokles'in kılıcı gibi üstümüzde duruyor. Bakanlığın bu durumu görüp belediyelerimizin önünü açmasını bekliyoruz” diye konuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HABER FOTOĞRAFLARI İÇİN LİNKLERE TIKLAYINIZ</span><br />
<br />
FOTO 1- Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, çevrecilere seslenerek termik santral tartışmalara son noktayı koydu; "Dava açın, yanınızdayım, ben de size imza vereceğim<br />
<a href="http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/2012/11012012/turgut-oguz.JPG" target="_blank">http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/20...t-oguz.JPG</a><br />
<br />
<br />
FOTO 2- Aliağa Belediyesi Logo <a href="http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/2012/11012012/aliagabld-logo.png" target="_blank">http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/20...d-logo.png</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, TERMİK SANTRAL KONUSUNA SON NOKTAYI KOYDU: DAVA AÇIN, DESTEKLEYECEĞİM</span><br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, “ALİAĞA’DA SANAYİ KAYNAKLI KİRLİLİK İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR. TERMİK SANTRALLERE KARŞI YAPILACAK HUKUKİ MÜCADELELERDE ÇEVRECİ KURULUŞLARIN YANINDAYIM<br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI OĞUZ’DAN ÇEVRECİ TAVIR: DAVALARI DESTEKLİYORUM<br />
<br />
ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI TURGUT OĞUZ, ÇEVRECİLERE DESTEK VERDİ, ELEŞTİRİLERİ TEK TEK YANITLADI<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ALİAĞA BELEDİYESİ<br />
ALİAĞA- İZMİR<br />
(11.01.2011)</span><br />
İzmir’in Aliağa ilçesinde İzdemir Enerji Elektrik Üretim A.Ş tarafından kurulmak istenen termik santralin belediyeden inşaat ruhsatı almasıyla ilgili kamuoyunu bilgilendiren Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, tartışmalara son noktayı koydu; “Firma, dosyasında hiçbir eksiği olmadığından yasal sürenin son günü ruhsat aldı. Aliağa’da sanayi kaynaklı kirlilik insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. Termik santrallere karşı yapılacak hukuki mücadelelerde çevreci kuruluşların yanındayım. Çevre örgütlerine sesleniyorum; Dava açın, yanınızdayım, ben de size imza vereceğim” <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AÇILACAK DAVALARI DESTEKLİYORUM</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, dosyada eksik bulunmadığından yasal zorunluluk nedeniyle inşaat ruhsatı vermek zorunda kaldıklarını ifade ederek, “yürütmenin durdurulması ya da iptali” için açılacak tüm davaları destekleyeceğini açıkladı. Başkan Oğuz, “Açılacak davalara imza vermeye, destek olmaya kararlıyım. Kamu idaresi, yasal zorunluluk nedeniyle ruhsatı verdi. Mevzuat elimizi kolumuzu bağlıyor. Ancak Aliağa’da yaşayanlar olarak, vatandaşlar olarak bunun iptali için elimizden geleni yapacağız” dedi. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BAŞKAN OĞUZ’DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, firmanın başvuru dosyasında yasal mevzuatın gerektirdiği koşulları tamamladığının görüldüğünü ifade ederek, “Zeytincilik yasası gereği iznin iptal edilebileceği ileri sürülüyor. Oysa 06.06.1984 tarihinde bölge Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Sanayi alanı olarak ayrılmış. Danıştay tarafından 1/100 binlik planın yürütmesinin durdurulduğundan, 1/25 binlik planların hükümsüz olacağı ileri sürülüyor. Ama Danıştay 6. Daire içtihatlarına göre; 1/25 bin ve 1/5 binlik planların iptal edilmesi halinde dahi 1/1000’lik imar planının iptal olamayacağı, üst ölçekli planların mahkemece yürürlüğünün durdurulması alt ölçekli planların yürürlüğünü durdurmuyor.” Dedi. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;">YASALARA VE MEVZUATA UYGUN DAVRANILDI</span><br />
Aliağa belediye Başkanı Turgut Oğuz, dosyada jeolojik etüt raporlarının bulunmadığı eleştirilerine de yanıt vererek; “Bakanlıkça onaylı Santral tasdikli imar planının lejant notunda ‘Jeolojik- Jeoteknik etüd onaylanmadan uygulamaya ve yapılanmaya geçilemez’ denilmekte olup, firmanın ruhsat başvuru dosyasında heolojik ve jeolteknik etüd raporları bulunmaktadır. Aliağa Belediyesi olarak, hukukun ve yasaların bizlere verdiği görev, yetki ve sorumlulukla hareket etmek zorundayız. Keyfi olarak dosyayı reddedemezdik. Ancak hukuki ve idari zorunluluk nedeniyle bu ruhsatı vermek zorunda kalsak da çevreci örgütlerimizle birlikte Santralın bölgemizde kurulmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.<br />
<span style="font-weight: bold;">HUKUKİ MÜCADELEYİ HEP BİRLİKTE YAPACAĞIZ</span><br />
“Yıllardır termik santralların bu bölgede kurulmaması için her eyleme koşan, çevreci kuruluşlarla, yurttaşlarımızla birlikte omuz omuza mücadele eden bir belediye başkanıyım. Çevreci harekete öncülük eden, bölgemizde çevre duyarlılığının her zaman olmasını isteyen biriyim.” Diye konuşan Başkan Oğuz; “Temiz, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre için hepimiz mücadele edeceğiz. Çevreci arkadaşlarımızın hukuki süreci başlatıp, mahkemeye başvurmalarını tüm kalbimle destekliyorum. Açılacak davalara çevreci arkadaşlarımla birlikte omuz omuza katılacağım. Hukuki mücadeleyi hep birlikte yapacağız. Bu süreci durdurmak için hep birlikte hareket etmeye hazırım. Aliağa’da yaşayan biri olarak Aliağa’yı herkes kadar çok seviyorum. Hukuki mücadelelerde yurttaşlarımla, STK’larımızla birlikte santralın kurulmasını durdurmak için mücadele edeceğim. açılacak olan her davayı destekleyeceğim. Ben de imza vermeye hazırım. Mahkemeye gidelim, işin başında bunu durdurmak için elimizden geleni yapalım” dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BAŞKANIN RE’SEN ONAY İSYANI</span><br />
Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, son yıllarda yerel yönetimlerin yeni yasal düzenlemelerle yetkilerinin alındığını ifade ederek, “Çeşitli yasal düzenlemelerle belediyelerin çeşitli yetkileri alınıp Bakanlıklara verildi. Bakanlık, Planları yapıp önümüze getirip atıyor; (İmzaladın imzaladın, imzalamazsan ben imzalarım) diyor. Buna karşı ne yazık ki yapacağımız bir şey yok. İş bu hale geldi. Bakanlığın Resen onay yetkisi Demokles'in kılıcı gibi üstümüzde duruyor. Bakanlığın bu durumu görüp belediyelerimizin önünü açmasını bekliyoruz” diye konuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HABER FOTOĞRAFLARI İÇİN LİNKLERE TIKLAYINIZ</span><br />
<br />
FOTO 1- Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz, çevrecilere seslenerek termik santral tartışmalara son noktayı koydu; "Dava açın, yanınızdayım, ben de size imza vereceğim<br />
<a href="http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/2012/11012012/turgut-oguz.JPG" target="_blank">http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/20...t-oguz.JPG</a><br />
<br />
<br />
FOTO 2- Aliağa Belediyesi Logo <a href="http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/2012/11012012/aliagabld-logo.png" target="_blank">http://dosya.aliaga.bel.tr/bultenfoto/20...d-logo.png</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Üsküdarda Siyasallılar Yemeği 2005 li Yıllar]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3143</link>
			<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 14:25:59 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3143</guid>
			<description><![CDATA[<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/image.gif" border="0" alt=".jpg" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=53" target="_blank">siyasallilar-toplantisi-2007-uskudar.JPG</a> (Dosya Boyutu: 95.56 KB / İndirme Sayısı: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->Tam tarihi hatırlamıyorum. <br />
Ama üsküdarda deniz kenarında bir restoranda.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/image.gif" border="0" alt=".jpg" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=53" target="_blank">siyasallilar-toplantisi-2007-uskudar.JPG</a> (Dosya Boyutu: 95.56 KB / İndirme Sayısı: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->Tam tarihi hatırlamıyorum. <br />
Ama üsküdarda deniz kenarında bir restoranda.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1991 Metunlarının Mezuniyet Programından Bir Görüntü]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3142</link>
			<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 13:59:34 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=3142</guid>
			<description><![CDATA[1991 Mezunlarının bir mezuniyet programından<br />
<img src="http://www.ahmetfidan.com/wp-content/uploads/2012/01/istanbul-siyasal_91_toplulugu.jpg" border="0" alt="[Resim: istanbul-siyasal_91_toplulugu.jpg]" /><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/image.gif" border="0" alt=".jpg" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=52" target="_blank">istanbul-siyasal_91_toplulugu.JPG</a> (Dosya Boyutu: 35.78 KB / İndirme Sayısı: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1991 Mezunlarının bir mezuniyet programından<br />
<img src="http://www.ahmetfidan.com/wp-content/uploads/2012/01/istanbul-siyasal_91_toplulugu.jpg" border="0" alt="[Resim: istanbul-siyasal_91_toplulugu.jpg]" /><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/image.gif" border="0" alt=".jpg" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=52" target="_blank">istanbul-siyasal_91_toplulugu.JPG</a> (Dosya Boyutu: 35.78 KB / İndirme Sayısı: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sevginizi Planlayın, Eğer Hüsrana Uğramak İstemiyorsanız!]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2886</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 23:54:09 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2886</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Sevginizi Planlayın, Eğer Hüsrana Uğramak İstemiyorsanız!</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"> 08 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.cyberlol.com/images/illusion-27.jpg" border="0" alt="[Resim: illusion-27.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Sevgi Yanılsaması Üzerine Analitik Geometrik ve Mantıksal Çözümleme</span></span><br />
<br />
Geçenlerde sosyal paylaşım sitesinde, ‎bir dost, <span style="font-weight: bold;">''Bir insana onu sevdiğini hissettirirsen, Onun gözünde senin dışındaki her şey değer kazanır.''</span> diye bir duvar yazısı paylaşılmış.<br />
<br />
Bu yazı pazar yazısı olsa da, içinde duygu ifade eden bu durumu alt başlıkta dile getirdiğim şekilde <br />
<br />
<br />
<br />
Davranış Bilimleri, Psikoloji ve hatta Sosyal Psikoloji bağlamında ele almak gerek.<br />
<br />
Bu söz ilk elde doğru gibi görülse de, gerçekte büyük bir hayal kırıklığının yansıması olarak duygunun dramatizasyonundan başka birşey değil aslında. Çünkü, bu cümle (reaksiyon cümlesi olduğundan) sevginin neredeyse tamamıyla gizlenmesini salık vermekte. Oysa ki sevgi hissettirilmeli, gösterilmeli. Yanlış olanı, sevgiyi ifade ederken kişinin ortaya koyduğu sevgiye balans ayarı yapabilip yapamaması. Bilirsiniz, J. Steinbacak, <span style="font-weight: bold;">"Fareler ve İnsanlar"</span> adlı romanında fareleri o kadar çok sever ki, her seferinde sevgisinden çok sıkar ve onları öldürür. Her seferinde bu tekrar eder durur.<br />
<br />
Toplumda cinayet, entrika, tehdit, yaralama, yalan dolan, vb. bir çok suç ve etik olarak ayıp şeylerin çoğu aşırı sevgi veya delicesine aşk nedeniyle işlendiğini görürüz. Yani ütülenmemiş, dengelenmemiş duyguların sonucudur bunlar.<br />
<br />
Şimdiki yazacaklarım belki bir çoğunun işine gelmeyecek. Belki bana şunlar şunlar söylenecek.<br />
<br />
- Aman canım, hayat kısa, sevginin planı mı olurmuş, sevgini göster, balık bilmezse hâlık bilir!<br />
<br />
- Aşk planlanır mı, aşk delicesine yaşanır, keyfi çıkarılır!<br />
<br />
- En iyisi hayatı dop dolu yaşamak. En uygun kişiyi bulana kadar ömür mü geçer!<br />
<br />
- gibi, gibi gibi ve gibinin binbir çeşidi laflar edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">1. Sevgi Yanılsamasının Tanım</span>ı<br />
<br />
Sevgisine karşılık bulamayıp reaksiyoner davranışlar gösterilmesini ben 's<span style="font-weight: bold;">evgi yanılsaması'</span> olarak adlandırıyorum. Sevgi yanılsamasının başkaca ufak tefek nedenleri yanında iki başat nedeni var:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Birinci Neden:</span> Çok sevilen kişi, çok seven kişiden çoğunlukla fiziksel görünüm olarak, eğitim olarak, ekonomik durum olarak, özgüven olarak çok sevdiği kişiden daha yüksek veya güçlü durumda oluyor. Çok seven kişi bu durumun sonucu, sadece duygusal değil diğer bütün faktörleri bir araya getirerek çok sevdiği kişiye karşı, kendine göre biraz da egoistçe bir "sevgi" tanımlaması yapıyor. Haliyle çok sevilen kişi de çoğunlukla yukarıda saydığım nedenlerden dolayı fazlaca eyvallahsız olduğundan dolayı kendisi için üretilen "sevgi değeri" kadar bir değer üretmiyor, üretemiyor, üretmeye gerek bile görmüyor. Haliyle bu da sevgi dengesizliğini ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Bu birinci faktör nedeniyle atalarımız ve toplum daima, çiftlerin birbirine denkliğini öngörmüş ve istemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">İkinci Neden: </span>Kadınlar daha fazla duygusal erkekler daha fazla mantıklı ve az duygusal olduklarından kendilerine karşı üretilen <span style="font-weight: bold;">"sevgi değeri"</span> ne karşı eş oranda "sevgi değeri oluşturmuyor veya eş değerde bir sevgi oluşturmaya gerek görmüyor. Çünkü zaten dış mekanda ve kadına göre (göreceli olarak) hayatında çok daha fazla dışsal faktörlerin etkisi altında kalıyor.<br />
<br />
1. ve 2. nedeni göz önünde tutup ilişkileri başlatmadan önce doğru kişiyi bulma veya doğru "sevgi değeri" tanımlama konusunda sabırlı olmak gerek. Aksi takdirde, hep filmlerde veya toplum katmanlarında gördüğümüz garabetler ortaya çıkar. Örneğin, A, B yi çok sever B, A yı çok sevmez, hatta hiç sevmez, B, C'yi çok sever ama C de B'yi hiç sevmez böylesi çapraz ve saçma sapan ilişkiler toplumda kelebek etkisi gibi daha büyük sorunlar doğurur. Bu nedenle işin başında ilk kararı verirken, ilk tanımı yaparken dikkatli ve akıllı olmakta fayda var derim.<br />
<br />
Bu ön değerlendirmeler ve sabır süreci yaşanmadıysa eğer, bir ilişkiye veya bir birlikteliğe bodoslama dalındıysa, sevginin ve aşkın (iki çift arasındaki anormal kişilik ve kimlik farkları nedeniyle) bitmeye başladığı farkedildiğinde, KAYBETMEKTE OLAN, GERİ KAZANMAK İÇİN ANLAMSIZ BİR SAVAŞ BAŞLATIR. Ancak ne var ki, korkunun ecele faydası ol(a)mayacaktır.<br />
<br />
Önce endişeler, ardından tedbirler, ardından yalanlar veya tehditler başlar, bunların üzerine bir yığın içinden çıkılamayacak başkaca suçlar veya hatalar işlenir.<br />
<br />
Eğer, aşkınızı, sevginizi daha yolun en başında ütülemezseniz, kontrol etmezseniz, hayat çok gecikmeden sizi ÜTÜLER. Bu ütünün ateşi, sadece sizi yakmaz, ailenizi, çevrenizi, sonra bütün bir toplumu yakar!<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
2. Sevgi Yanılsamasının Diğer Ufak Tefek Nedenleri</span><br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
a) Takoz Kafalılık veya İncelikten Yoksun Kişilik</span>: Taraflardan çok sevilmesine rağmen sev(e)meyen veya hiç sevmeyen kişinin (erkek veya bayan) takoz kafalı, sevgiden hiç anlamayan veya istese de ince olamayan bir karaktere sahip olması. Bu durumda verdiği sevgiye karşı hakettiği sevgiyi alamayan için üzülmeye hiç ama hiç değmeyen tiplerdir. Bu kişilere karşı, çok seven kişinin tuzu kuru ise eğer, inceldiği yerden kopsun demesi en hayırlısıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
b) Ağır İş ve/veya Dış Çevre Faktörleri</span>: Bu durumlarda verdiği sevgiye karşılık beklediği sevgiyi bulamayan kişinin yapması gereken en iyi şey, sabırla beklemek ve elindekiyle idare etmeye çalışmaktır. Geçim sıkıntısı çekenlerde veya ağır iş koşullarında çalışan erkeklerde çoğunlukla görülen bir durumdur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">c) Aile Faktörü:</span> Kendisinden sevgi beklenilen taraf eğer ekonomik veya duygusal olarak ailesine karşı aşırı bağlı ise, bu kişinin ailesinin sevgi bekleyen kişiyi sevmemesi, ve/veya kabul etmemesi durumunda ortaya çıkar. Bu durumda sevgi bekleyen hatta dilenen taraf kendisine faydalı olacak ortak kişileri devreye koymalıdır. Bulamazsa eğer, kendisene en yakın psikologa danışmalıdır. Burada psikolog, olsa olsa günü kurtaracak palyatif tedbirler önerecektir. Çözümü en zor olan bir durum.<br />
<br />
d) Yeni Bir Dişi/Erkek Kuş Faktörü: Güçlü sevgi bağına rağmen, her şey iyi iken sevgi erimeye veya eriyor gibi görülmeye başladıysa bu durumda taraflardan sevgi beklenilen kişinin hayatına yeni bir aşk giriyor veya girmekte olduğunu gösterir. Bu durumda sevgi bekleyen taraf eğer erkek bayan farketmez, durumu açıkça medeni olarak konuşup, sıkmadan boğmadan sürecin geçici bir heves olduğunu karşı tarafa ifade etmesidir. Bu durum sevgi bekleyen tarafın oldukça sabırlı ve hatta geniş olmasını gerektirir. Zor bir durum olsa da bu tür geçici heveslerden eşini veya partnerini olgunluk yöntemiyle kurtaran çok çiftler tanımışımdır. Yalnız sevgi bekleyen tarafın tuzu kuru ise, çoğunlukla bu durumda ayrılma veya boşanma kararı verilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">SONUÇ:</span><br />
<br />
Nihayetinde şunu bilirim ve söylerim ki, tarafların en başta birbirine uygunluğu, denkliği bu tür sorunların yaşanmasının yolunu kapatır. Her yönüyle aradığını bulan kişi, geçici heveslere kapılmış olsa bile, aklıselim veya sağ duyu galip gelir, çiftler tekrar birbirine karşı kenetlenirler. Yeter ki taraflarda denklik olsun. Şunu da belirtmek gerekir ki, sırf denklik bulduğu için hiç elektirik almadığı kişiyle bir ilişkiye giren taraf er geç hüsrana uğrar. Yani yazımızın en başında sevgi yanılsamasın birinci maddesinde ortaya koyduğumuz faktörlerde "aşk" ta da denklik gerek. Yani her iki tarafın birbirinden elektrik alması şarttır. Bunu yakalayabilen çiftelerin değmeyin keyfine. Böylesi uygun çiftlerin birlikteliklerine sızmak, onların birlikteliklerini yıkmaya çalışanlara da Yüce Yaradan fırsat vermesin. Elemtere fişş, kem gözlere şişşş)))<br />
<br />
Sevgili pazarcı dostlar, bu gün sazı fazla uzattık. Sıkılarak bir pazar yazısı daha okudunuz. Bu da böyle olsun. Ertesi pazar (kısmet olursa) hep birlikte <span style="font-weight: bold;">Nilüfer</span>'lere selam söyleriz.))<br />
<br />
Bu yazının daha iyi algılanabilmesi için aşağıdaki iki ayrı yazımın da linkini veriyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">(1) Çöpe Attıklarını Çöpten Boşaltabilmek Yürek İster,</span> / 27 Şubat 2011 Pazar.<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiagi.net/cope-attiklarini-copten-bosaltabilmek-yurek-ister/46770/" target="_blank">http://www.bilgiagi.net/cope-attiklarini...ter/46770/</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">(2) Partneriniz Kaç Para-Kredi</span> / 19 Nisan 2009 Pazar<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiagi.net/partneriniz-kac-parakredi/1915/" target="_blank">http://www.bilgiagi.net/partneriniz-kac-parakredi/1915/</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Sevginizi Planlayın, Eğer Hüsrana Uğramak İstemiyorsanız!</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"> 08 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.cyberlol.com/images/illusion-27.jpg" border="0" alt="[Resim: illusion-27.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Sevgi Yanılsaması Üzerine Analitik Geometrik ve Mantıksal Çözümleme</span></span><br />
<br />
Geçenlerde sosyal paylaşım sitesinde, ‎bir dost, <span style="font-weight: bold;">''Bir insana onu sevdiğini hissettirirsen, Onun gözünde senin dışındaki her şey değer kazanır.''</span> diye bir duvar yazısı paylaşılmış.<br />
<br />
Bu yazı pazar yazısı olsa da, içinde duygu ifade eden bu durumu alt başlıkta dile getirdiğim şekilde <br />
<br />
<br />
<br />
Davranış Bilimleri, Psikoloji ve hatta Sosyal Psikoloji bağlamında ele almak gerek.<br />
<br />
Bu söz ilk elde doğru gibi görülse de, gerçekte büyük bir hayal kırıklığının yansıması olarak duygunun dramatizasyonundan başka birşey değil aslında. Çünkü, bu cümle (reaksiyon cümlesi olduğundan) sevginin neredeyse tamamıyla gizlenmesini salık vermekte. Oysa ki sevgi hissettirilmeli, gösterilmeli. Yanlış olanı, sevgiyi ifade ederken kişinin ortaya koyduğu sevgiye balans ayarı yapabilip yapamaması. Bilirsiniz, J. Steinbacak, <span style="font-weight: bold;">"Fareler ve İnsanlar"</span> adlı romanında fareleri o kadar çok sever ki, her seferinde sevgisinden çok sıkar ve onları öldürür. Her seferinde bu tekrar eder durur.<br />
<br />
Toplumda cinayet, entrika, tehdit, yaralama, yalan dolan, vb. bir çok suç ve etik olarak ayıp şeylerin çoğu aşırı sevgi veya delicesine aşk nedeniyle işlendiğini görürüz. Yani ütülenmemiş, dengelenmemiş duyguların sonucudur bunlar.<br />
<br />
Şimdiki yazacaklarım belki bir çoğunun işine gelmeyecek. Belki bana şunlar şunlar söylenecek.<br />
<br />
- Aman canım, hayat kısa, sevginin planı mı olurmuş, sevgini göster, balık bilmezse hâlık bilir!<br />
<br />
- Aşk planlanır mı, aşk delicesine yaşanır, keyfi çıkarılır!<br />
<br />
- En iyisi hayatı dop dolu yaşamak. En uygun kişiyi bulana kadar ömür mü geçer!<br />
<br />
- gibi, gibi gibi ve gibinin binbir çeşidi laflar edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">1. Sevgi Yanılsamasının Tanım</span>ı<br />
<br />
Sevgisine karşılık bulamayıp reaksiyoner davranışlar gösterilmesini ben 's<span style="font-weight: bold;">evgi yanılsaması'</span> olarak adlandırıyorum. Sevgi yanılsamasının başkaca ufak tefek nedenleri yanında iki başat nedeni var:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Birinci Neden:</span> Çok sevilen kişi, çok seven kişiden çoğunlukla fiziksel görünüm olarak, eğitim olarak, ekonomik durum olarak, özgüven olarak çok sevdiği kişiden daha yüksek veya güçlü durumda oluyor. Çok seven kişi bu durumun sonucu, sadece duygusal değil diğer bütün faktörleri bir araya getirerek çok sevdiği kişiye karşı, kendine göre biraz da egoistçe bir "sevgi" tanımlaması yapıyor. Haliyle çok sevilen kişi de çoğunlukla yukarıda saydığım nedenlerden dolayı fazlaca eyvallahsız olduğundan dolayı kendisi için üretilen "sevgi değeri" kadar bir değer üretmiyor, üretemiyor, üretmeye gerek bile görmüyor. Haliyle bu da sevgi dengesizliğini ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Bu birinci faktör nedeniyle atalarımız ve toplum daima, çiftlerin birbirine denkliğini öngörmüş ve istemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">İkinci Neden: </span>Kadınlar daha fazla duygusal erkekler daha fazla mantıklı ve az duygusal olduklarından kendilerine karşı üretilen <span style="font-weight: bold;">"sevgi değeri"</span> ne karşı eş oranda "sevgi değeri oluşturmuyor veya eş değerde bir sevgi oluşturmaya gerek görmüyor. Çünkü zaten dış mekanda ve kadına göre (göreceli olarak) hayatında çok daha fazla dışsal faktörlerin etkisi altında kalıyor.<br />
<br />
1. ve 2. nedeni göz önünde tutup ilişkileri başlatmadan önce doğru kişiyi bulma veya doğru "sevgi değeri" tanımlama konusunda sabırlı olmak gerek. Aksi takdirde, hep filmlerde veya toplum katmanlarında gördüğümüz garabetler ortaya çıkar. Örneğin, A, B yi çok sever B, A yı çok sevmez, hatta hiç sevmez, B, C'yi çok sever ama C de B'yi hiç sevmez böylesi çapraz ve saçma sapan ilişkiler toplumda kelebek etkisi gibi daha büyük sorunlar doğurur. Bu nedenle işin başında ilk kararı verirken, ilk tanımı yaparken dikkatli ve akıllı olmakta fayda var derim.<br />
<br />
Bu ön değerlendirmeler ve sabır süreci yaşanmadıysa eğer, bir ilişkiye veya bir birlikteliğe bodoslama dalındıysa, sevginin ve aşkın (iki çift arasındaki anormal kişilik ve kimlik farkları nedeniyle) bitmeye başladığı farkedildiğinde, KAYBETMEKTE OLAN, GERİ KAZANMAK İÇİN ANLAMSIZ BİR SAVAŞ BAŞLATIR. Ancak ne var ki, korkunun ecele faydası ol(a)mayacaktır.<br />
<br />
Önce endişeler, ardından tedbirler, ardından yalanlar veya tehditler başlar, bunların üzerine bir yığın içinden çıkılamayacak başkaca suçlar veya hatalar işlenir.<br />
<br />
Eğer, aşkınızı, sevginizi daha yolun en başında ütülemezseniz, kontrol etmezseniz, hayat çok gecikmeden sizi ÜTÜLER. Bu ütünün ateşi, sadece sizi yakmaz, ailenizi, çevrenizi, sonra bütün bir toplumu yakar!<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
2. Sevgi Yanılsamasının Diğer Ufak Tefek Nedenleri</span><br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
a) Takoz Kafalılık veya İncelikten Yoksun Kişilik</span>: Taraflardan çok sevilmesine rağmen sev(e)meyen veya hiç sevmeyen kişinin (erkek veya bayan) takoz kafalı, sevgiden hiç anlamayan veya istese de ince olamayan bir karaktere sahip olması. Bu durumda verdiği sevgiye karşı hakettiği sevgiyi alamayan için üzülmeye hiç ama hiç değmeyen tiplerdir. Bu kişilere karşı, çok seven kişinin tuzu kuru ise eğer, inceldiği yerden kopsun demesi en hayırlısıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
b) Ağır İş ve/veya Dış Çevre Faktörleri</span>: Bu durumlarda verdiği sevgiye karşılık beklediği sevgiyi bulamayan kişinin yapması gereken en iyi şey, sabırla beklemek ve elindekiyle idare etmeye çalışmaktır. Geçim sıkıntısı çekenlerde veya ağır iş koşullarında çalışan erkeklerde çoğunlukla görülen bir durumdur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">c) Aile Faktörü:</span> Kendisinden sevgi beklenilen taraf eğer ekonomik veya duygusal olarak ailesine karşı aşırı bağlı ise, bu kişinin ailesinin sevgi bekleyen kişiyi sevmemesi, ve/veya kabul etmemesi durumunda ortaya çıkar. Bu durumda sevgi bekleyen hatta dilenen taraf kendisine faydalı olacak ortak kişileri devreye koymalıdır. Bulamazsa eğer, kendisene en yakın psikologa danışmalıdır. Burada psikolog, olsa olsa günü kurtaracak palyatif tedbirler önerecektir. Çözümü en zor olan bir durum.<br />
<br />
d) Yeni Bir Dişi/Erkek Kuş Faktörü: Güçlü sevgi bağına rağmen, her şey iyi iken sevgi erimeye veya eriyor gibi görülmeye başladıysa bu durumda taraflardan sevgi beklenilen kişinin hayatına yeni bir aşk giriyor veya girmekte olduğunu gösterir. Bu durumda sevgi bekleyen taraf eğer erkek bayan farketmez, durumu açıkça medeni olarak konuşup, sıkmadan boğmadan sürecin geçici bir heves olduğunu karşı tarafa ifade etmesidir. Bu durum sevgi bekleyen tarafın oldukça sabırlı ve hatta geniş olmasını gerektirir. Zor bir durum olsa da bu tür geçici heveslerden eşini veya partnerini olgunluk yöntemiyle kurtaran çok çiftler tanımışımdır. Yalnız sevgi bekleyen tarafın tuzu kuru ise, çoğunlukla bu durumda ayrılma veya boşanma kararı verilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">SONUÇ:</span><br />
<br />
Nihayetinde şunu bilirim ve söylerim ki, tarafların en başta birbirine uygunluğu, denkliği bu tür sorunların yaşanmasının yolunu kapatır. Her yönüyle aradığını bulan kişi, geçici heveslere kapılmış olsa bile, aklıselim veya sağ duyu galip gelir, çiftler tekrar birbirine karşı kenetlenirler. Yeter ki taraflarda denklik olsun. Şunu da belirtmek gerekir ki, sırf denklik bulduğu için hiç elektirik almadığı kişiyle bir ilişkiye giren taraf er geç hüsrana uğrar. Yani yazımızın en başında sevgi yanılsamasın birinci maddesinde ortaya koyduğumuz faktörlerde "aşk" ta da denklik gerek. Yani her iki tarafın birbirinden elektrik alması şarttır. Bunu yakalayabilen çiftelerin değmeyin keyfine. Böylesi uygun çiftlerin birlikteliklerine sızmak, onların birlikteliklerini yıkmaya çalışanlara da Yüce Yaradan fırsat vermesin. Elemtere fişş, kem gözlere şişşş)))<br />
<br />
Sevgili pazarcı dostlar, bu gün sazı fazla uzattık. Sıkılarak bir pazar yazısı daha okudunuz. Bu da böyle olsun. Ertesi pazar (kısmet olursa) hep birlikte <span style="font-weight: bold;">Nilüfer</span>'lere selam söyleriz.))<br />
<br />
Bu yazının daha iyi algılanabilmesi için aşağıdaki iki ayrı yazımın da linkini veriyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">(1) Çöpe Attıklarını Çöpten Boşaltabilmek Yürek İster,</span> / 27 Şubat 2011 Pazar.<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiagi.net/cope-attiklarini-copten-bosaltabilmek-yurek-ister/46770/" target="_blank">http://www.bilgiagi.net/cope-attiklarini...ter/46770/</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">(2) Partneriniz Kaç Para-Kredi</span> / 19 Nisan 2009 Pazar<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiagi.net/partneriniz-kac-parakredi/1915/" target="_blank">http://www.bilgiagi.net/partneriniz-kac-parakredi/1915/</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oyun 3, Perde3: 30 Ağustos 2011'den 6 Ocak 2012'ye]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2885</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 23:29:54 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2885</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Oyun 3, Perde3: 30 Ağustos 2011'den 6 Ocak 2012'ye</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">07 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.haberalemi.net/images/haberler/ilker_basbug_tutuklandi_h364124.jpg" border="0" alt="[Resim: ilker_basbug_tutuklandi_h364124.jpg]" /><br />
<br />
Siyaset, satranç oyununun siyah beyaz karelerden oluşan zemin üzerinde değil de, toprak parçası üzerinde yaşayan insanlar ile yapılan bir strateji oyunu, aynı zamanda bir orkestranın yönetimi, aynı zamanda bir tiyatronun senaryo yapım ve yönetmenliğidir.<br />
<br />
Bu gün siyasal sistemin askeri yönetim karşısındaki konumu, Türkiye tarihinde hiç bir zaman yakalanmamış hatta daha açık tabirlebaşarılamamış bir konumdur. Burada iktidarın bu konuma gelmesinin bir takım dış güçlerin desteğinin ve/veya oyununun bir uzantısı olduğunu söylemeye gerek yok. Bunun takdirini yapan yapar, yapmayan yapmaz.<br />
<br />
Dün, 30 Ağustostan sonraki dönüş yolunun ilk büyük adımı da atılmış oldu. Bildiğiniz gibi, 30 Ağustosta bir dizi komutan istifa etmiş ve siyasal sistemi istifa ile zorlamaya çalışmışlardı. Ne var ki, istifa edenlerin arkası hem ekonomik, hem siyasal hem de medya desteği bakımından boştu ve bu yapılan reste karşı, her bakımdan arkası destekli olan iktidar REST ile cevap verdi ve satranç oyunundaki öldürücü hamlesini yaptı. Sonuç. MAT idi.<br />
<br />
Bu gün ise, o oyunun ardından yapılan yeni oyunun ilk büyük hamlesi yapıldı ve "ilgili" dönemin genel kurumay başkanı herkesin gözleri önünde TUTUKLANDI.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HAMLENİN BU GÜNE KADARKİ OPERASYONLARDAN FARKI NEYDİ</span><br />
<br />
28 Şubat sürecinin kontr atakları bu güne kadar (düne kadar) zaten yapılagelmekteydi. Dünki tutuklama hamlesi iki durumu netleştirmiştir.<br />
<br />
1. Bu operasyon artık Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratıcı bir olay olarak algılanmadı. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başında siyasal iktidarın atamış olduğu bir GENELKURUMAY BAŞKANI görev yapmaktadır. Haliyle yapılan bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma hamlesi olduğunu aklı başında hiç kimse iddia edemezdi. Çünkü artık ordu da siyasal iktidarın emrinde idi ve emrindeki bir kurumun yıpratılması kendi iktidarının yıpratılması anlamına gelirdi.<br />
<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik gelecekteki operasyonlar artık halk tarafından bir arınma süreci olarak algılanmaya başladı. Dünkü hamledenTürk Silahlı Kuvvetleri rahatsızlık duymadı. Duymasına da gerek kalmadı. Artık <span style="font-weight: bold;">BÜTÜN YÖNLERİYLE</span> OPERASYONLAR <span style="font-weight: bold;">HALK TARAFINDAN</span> ESKİYE GÖRE DAHA FAZLA OLARAK arınma süreci olarak algılanmaktadır.<br />
<br />
Bundan sonraki bütün hamleler artık artçı şoklardan ibaret olacaktır. Sayın Engin ARDIÇ'ın dünkü <span style="font-weight: bold;">"Zurnanın Zırt Deliğine Daha Gelmedik</span>" başlıklı yazısına katılıyorum ama tam olarak katılmıyorum. Zira Ardıç bu yazısında Ordunun asıl refleksi, ekonomik çıkar veya özlük haklarının daraltılmasıyla ortaya çıkacaktır demek istiyordu.<br />
<br />
Oysa ki siyasal iktidar ordu personelinin ekonomik hakları veya özlük haklarıyla tek hamlede bir düzenleme yapacak kadar sakar değildir. Bunu acıtmadan, sindire sindire yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. Kamu personeli veya kamuda çalışanlar çok iyi bilirler, maaş revizyonu yapılırken, maaşlarda bir düşme yapılmaz, diğer maaşlarda artan oranlı bir artış ile fazla olan kesimin maaşları tedrici olarak düşürülür.<br />
<br />
Haaa, Ergenekon sürecinin sonunda ne mi çıkar. Bu soruyu aklıma getirir getirmez yüzümde bir gülümseme oluşuyor. Türkiye dağlık bir coğrafyaya sahiptir. Ve Türk topraklarındaki bu dağ bir fare değil binlerce fare doğurabilir. Ama ne olur sonuçta. Planlanan oyunun bütün perdeleri bitmiş, senaryoları tamamlanmış ve seyirciler ya ayakta alkış ile ya da homurdanarak salondan çıkarlar.<br />
<br />
Bir kez daha yinelemeyi gerekli görüyorum ki, Siyasal İktidar 30 Ağustos'tan sonra ordunun korunması ve arınması konusunda şimdiye kadar olmadığından daha hassas noktaya gelmiştir. Bu zaten böyle olmalıydı.<br />
<br />
Siyasal iktidarların veya bu iktidar liderlerinin bindiği dalı kesmesi ancak ve ancak Muz Cumhuriyetlerinde olur. Burası neresi mi. Muzu çok sevmiş olsak bile burası Türikye Cumhuriyeti.<br />
<br />
Bu gün içimdeki sivil duygular adına biraz daha mutluyum. Sürecin en yakın zamanda sulh ve sukun içinde tamamlanması ve ülkemin aydınlık yarınlara kavuşması en büyük temennimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Bir no</span>t:<br />
<br />
•Bir profesör emeklisi 2.500 lira emekli maaşı alırken, bir paşa emeklisi 8 bin lira emekli maaşı alması kanıma dokunuyor.<br />
•<span style="font-weight: bold;">GSYH sı 30 bin</span> <span style="font-weight: bold;">lira olan</span> bir ülkenin millet vekili <span style="font-weight: bold;">2 bin dolar</span> emekli maaşı alabilirken, reelde GSYH sı <span style="font-weight: bold;">10 bini  bile bulmayan</span> ülkemde milletvekilinin emekli maaşının 5 binin üzerinde olacak şekilde planlanması kanıma dokunuyor.<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Oyun 3, Perde3: 30 Ağustos 2011'den 6 Ocak 2012'ye</span></span></span><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">07 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.haberalemi.net/images/haberler/ilker_basbug_tutuklandi_h364124.jpg" border="0" alt="[Resim: ilker_basbug_tutuklandi_h364124.jpg]" /><br />
<br />
Siyaset, satranç oyununun siyah beyaz karelerden oluşan zemin üzerinde değil de, toprak parçası üzerinde yaşayan insanlar ile yapılan bir strateji oyunu, aynı zamanda bir orkestranın yönetimi, aynı zamanda bir tiyatronun senaryo yapım ve yönetmenliğidir.<br />
<br />
Bu gün siyasal sistemin askeri yönetim karşısındaki konumu, Türkiye tarihinde hiç bir zaman yakalanmamış hatta daha açık tabirlebaşarılamamış bir konumdur. Burada iktidarın bu konuma gelmesinin bir takım dış güçlerin desteğinin ve/veya oyununun bir uzantısı olduğunu söylemeye gerek yok. Bunun takdirini yapan yapar, yapmayan yapmaz.<br />
<br />
Dün, 30 Ağustostan sonraki dönüş yolunun ilk büyük adımı da atılmış oldu. Bildiğiniz gibi, 30 Ağustosta bir dizi komutan istifa etmiş ve siyasal sistemi istifa ile zorlamaya çalışmışlardı. Ne var ki, istifa edenlerin arkası hem ekonomik, hem siyasal hem de medya desteği bakımından boştu ve bu yapılan reste karşı, her bakımdan arkası destekli olan iktidar REST ile cevap verdi ve satranç oyunundaki öldürücü hamlesini yaptı. Sonuç. MAT idi.<br />
<br />
Bu gün ise, o oyunun ardından yapılan yeni oyunun ilk büyük hamlesi yapıldı ve "ilgili" dönemin genel kurumay başkanı herkesin gözleri önünde TUTUKLANDI.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HAMLENİN BU GÜNE KADARKİ OPERASYONLARDAN FARKI NEYDİ</span><br />
<br />
28 Şubat sürecinin kontr atakları bu güne kadar (düne kadar) zaten yapılagelmekteydi. Dünki tutuklama hamlesi iki durumu netleştirmiştir.<br />
<br />
1. Bu operasyon artık Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratıcı bir olay olarak algılanmadı. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başında siyasal iktidarın atamış olduğu bir GENELKURUMAY BAŞKANI görev yapmaktadır. Haliyle yapılan bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma hamlesi olduğunu aklı başında hiç kimse iddia edemezdi. Çünkü artık ordu da siyasal iktidarın emrinde idi ve emrindeki bir kurumun yıpratılması kendi iktidarının yıpratılması anlamına gelirdi.<br />
<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik gelecekteki operasyonlar artık halk tarafından bir arınma süreci olarak algılanmaya başladı. Dünkü hamledenTürk Silahlı Kuvvetleri rahatsızlık duymadı. Duymasına da gerek kalmadı. Artık <span style="font-weight: bold;">BÜTÜN YÖNLERİYLE</span> OPERASYONLAR <span style="font-weight: bold;">HALK TARAFINDAN</span> ESKİYE GÖRE DAHA FAZLA OLARAK arınma süreci olarak algılanmaktadır.<br />
<br />
Bundan sonraki bütün hamleler artık artçı şoklardan ibaret olacaktır. Sayın Engin ARDIÇ'ın dünkü <span style="font-weight: bold;">"Zurnanın Zırt Deliğine Daha Gelmedik</span>" başlıklı yazısına katılıyorum ama tam olarak katılmıyorum. Zira Ardıç bu yazısında Ordunun asıl refleksi, ekonomik çıkar veya özlük haklarının daraltılmasıyla ortaya çıkacaktır demek istiyordu.<br />
<br />
Oysa ki siyasal iktidar ordu personelinin ekonomik hakları veya özlük haklarıyla tek hamlede bir düzenleme yapacak kadar sakar değildir. Bunu acıtmadan, sindire sindire yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. Kamu personeli veya kamuda çalışanlar çok iyi bilirler, maaş revizyonu yapılırken, maaşlarda bir düşme yapılmaz, diğer maaşlarda artan oranlı bir artış ile fazla olan kesimin maaşları tedrici olarak düşürülür.<br />
<br />
Haaa, Ergenekon sürecinin sonunda ne mi çıkar. Bu soruyu aklıma getirir getirmez yüzümde bir gülümseme oluşuyor. Türkiye dağlık bir coğrafyaya sahiptir. Ve Türk topraklarındaki bu dağ bir fare değil binlerce fare doğurabilir. Ama ne olur sonuçta. Planlanan oyunun bütün perdeleri bitmiş, senaryoları tamamlanmış ve seyirciler ya ayakta alkış ile ya da homurdanarak salondan çıkarlar.<br />
<br />
Bir kez daha yinelemeyi gerekli görüyorum ki, Siyasal İktidar 30 Ağustos'tan sonra ordunun korunması ve arınması konusunda şimdiye kadar olmadığından daha hassas noktaya gelmiştir. Bu zaten böyle olmalıydı.<br />
<br />
Siyasal iktidarların veya bu iktidar liderlerinin bindiği dalı kesmesi ancak ve ancak Muz Cumhuriyetlerinde olur. Burası neresi mi. Muzu çok sevmiş olsak bile burası Türikye Cumhuriyeti.<br />
<br />
Bu gün içimdeki sivil duygular adına biraz daha mutluyum. Sürecin en yakın zamanda sulh ve sukun içinde tamamlanması ve ülkemin aydınlık yarınlara kavuşması en büyük temennimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Bir no</span>t:<br />
<br />
•Bir profesör emeklisi 2.500 lira emekli maaşı alırken, bir paşa emeklisi 8 bin lira emekli maaşı alması kanıma dokunuyor.<br />
•<span style="font-weight: bold;">GSYH sı 30 bin</span> <span style="font-weight: bold;">lira olan</span> bir ülkenin millet vekili <span style="font-weight: bold;">2 bin dolar</span> emekli maaşı alabilirken, reelde GSYH sı <span style="font-weight: bold;">10 bini  bile bulmayan</span> ülkemde milletvekilinin emekli maaşının 5 binin üzerinde olacak şekilde planlanması kanıma dokunuyor.<br />
<span style="font-weight: bold;">Not:</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Toplu Atama ve Terfiler]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2836</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 09:52:42 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2836</guid>
			<description><![CDATA[SGK Baskan yardımcılıgına atanan <span style="font-weight: bold;">Mustafa KURUCA'yı</span>,<br />
Devlet Personel başkanlığı sendika dairesi başkanlığına atanan <span style="font-weight: bold;">Kazım ŞAHİN</span>i<br />
İMKB Kurul üyeliğine atanan <span style="font-weight: bold;">Abdülkerim EMEK</span>i<br />
Vakıfbank Trabzon Bölge Müdürlüğüne atanan bankacı <span style="font-weight: bold;">Murat ÖZTÜRK</span> ü <br />
Başbakanlık  Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne atanan <span style="font-weight: bold;">Kemal CİRİT</span>i tebrik eder yeni görevlerinde başarılar dileriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">SİYASAL FORUM</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SGK Baskan yardımcılıgına atanan <span style="font-weight: bold;">Mustafa KURUCA'yı</span>,<br />
Devlet Personel başkanlığı sendika dairesi başkanlığına atanan <span style="font-weight: bold;">Kazım ŞAHİN</span>i<br />
İMKB Kurul üyeliğine atanan <span style="font-weight: bold;">Abdülkerim EMEK</span>i<br />
Vakıfbank Trabzon Bölge Müdürlüğüne atanan bankacı <span style="font-weight: bold;">Murat ÖZTÜRK</span> ü <br />
Başbakanlık  Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne atanan <span style="font-weight: bold;">Kemal CİRİT</span>i tebrik eder yeni görevlerinde başarılar dileriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">SİYASAL FORUM</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa KURUCA, SGK Başkan Yardımcısı Oldu]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2660</link>
			<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 09:25:49 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2660</guid>
			<description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcılığına atanan fakültemiz Mezunu <span style="font-weight: bold;">Mustafa Kuruca'yı </span>kutlar başarılarının devamını dileriz.<br />
SİYASAL FORUM]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcılığına atanan fakültemiz Mezunu <span style="font-weight: bold;">Mustafa Kuruca'yı </span>kutlar başarılarının devamını dileriz.<br />
SİYASAL FORUM]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tarhana salatası]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2633</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 23:49:44 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2633</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/2012/01/tarhana-salatası0-011.jpg" border="0" alt="[Resim: tarhana-salatası0-011.jpg]" /><br />
<br />
Eski yılarda  orduların besin kaynağı olan tarhana.<br />
Kahramanmaraş’ta yöreye özgü tarhananın hikayesini şöyle anlatılır:<br />
 “Yavuz Sultan Selim, Mısır’a sefere giderken askerlerime öyle bir şey yapınki  besin değeri yüksek uzun müddet soğuğa ve sıcağa dayanacak, yemesi kolay ve zahmetsiz bir yiyecek bulunmasını ister. K.Maraş’ın cips şeklindeki tarhanası, soğukta donmayan, sıcakta kokmayan taşıması kolay, tabak kaşık kullanmadan yenilebilen, besleyici bir yiyecek olarak, ordunun en önemli besin maddesi olur.”<br />
O yıldan bu yılara kadar K.Maraş halkı bu geleneği sürdürüyor.<br />
Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında her yerde ve her evde bulunur o daracık sokaklarını gezerken evlerde pişen o güzel tarhana kokusuna dayanamaz ve her kapıyı çalmak istersiniz. Sokaklardan geçerken buram buram tarhananın kokusunu duyarsınız kısacası, olmayan ev olmaz.<br />
Bu tarhanayı çorba yaparız, suda ıslatıp ceviz, fındık, badem, antepfıstığı ile yenir, salatasını yaparız, et suyuna ıslatıp zeytinyağında kızartılır, fırında kızartılır, tam kurumadan hafif yaşken de tarhana firiği denir.<br />
Yapılışı  çok zahmetli bir yiyecektir.<br />
<br />
<span style="color: red;"><span style="font-weight: bold;">Tarhana Salatası:</span></span><br />
<br />
Malzemeler:<br />
<br />
1 Büyük tabak dolusu K.Maraş tarahanası.<br />
 1 Tane büyük baş mor soğan.<br />
6 Dal maydanoz.<br />
1 Küçük boy damates.<br />
1 Yemek kaşığı tereyağı, 3 yemek kaşığı zeytinyağı.<br />
1 Tatlı kaşığı acısından pul biber.<br />
Yeterince tuz. <br />
<br />
<span style="color: red;"><span style="font-weight: bold;">Yapılışı:</span></span><br />
Tarhanayı bir çukur kabın içine koyup üzerine kaynatılmış suyu gezdirerek üzerine dökün ve ağzını bir kapakla kapatın 5 dakika bekletin fazla olan suyunu dökün.<br />
Soğanı doğrayın bir tavanın içine  koyun tereyağını, zeytinyağını da ilave edin 5 dakika kavurun ocaktan indirin üzerine tuz pulbiberide ilave edin.<br />
Sıcak suda ıslamış olduğumuz tarhananın üzerine dökün, maydonuzuda  doğrayın ama çok küçük doğranmasın onu da ilave edelim elinizle hepsini bir karıştırıp servis tabağına alıp güzelce şekil verelim. Umarım sizlerde seveceksiniz ben çok seviyorum.<br />
Afiyet Olsun.<br />
<br />
Kendi Tarifimdir. <br />
<br />
Emine Dönüş Özatar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/2012/01/tarhana-salatası0-011.jpg" border="0" alt="[Resim: tarhana-salatası0-011.jpg]" /><br />
<br />
Eski yılarda  orduların besin kaynağı olan tarhana.<br />
Kahramanmaraş’ta yöreye özgü tarhananın hikayesini şöyle anlatılır:<br />
 “Yavuz Sultan Selim, Mısır’a sefere giderken askerlerime öyle bir şey yapınki  besin değeri yüksek uzun müddet soğuğa ve sıcağa dayanacak, yemesi kolay ve zahmetsiz bir yiyecek bulunmasını ister. K.Maraş’ın cips şeklindeki tarhanası, soğukta donmayan, sıcakta kokmayan taşıması kolay, tabak kaşık kullanmadan yenilebilen, besleyici bir yiyecek olarak, ordunun en önemli besin maddesi olur.”<br />
O yıldan bu yılara kadar K.Maraş halkı bu geleneği sürdürüyor.<br />
Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında her yerde ve her evde bulunur o daracık sokaklarını gezerken evlerde pişen o güzel tarhana kokusuna dayanamaz ve her kapıyı çalmak istersiniz. Sokaklardan geçerken buram buram tarhananın kokusunu duyarsınız kısacası, olmayan ev olmaz.<br />
Bu tarhanayı çorba yaparız, suda ıslatıp ceviz, fındık, badem, antepfıstığı ile yenir, salatasını yaparız, et suyuna ıslatıp zeytinyağında kızartılır, fırında kızartılır, tam kurumadan hafif yaşken de tarhana firiği denir.<br />
Yapılışı  çok zahmetli bir yiyecektir.<br />
<br />
<span style="color: red;"><span style="font-weight: bold;">Tarhana Salatası:</span></span><br />
<br />
Malzemeler:<br />
<br />
1 Büyük tabak dolusu K.Maraş tarahanası.<br />
 1 Tane büyük baş mor soğan.<br />
6 Dal maydanoz.<br />
1 Küçük boy damates.<br />
1 Yemek kaşığı tereyağı, 3 yemek kaşığı zeytinyağı.<br />
1 Tatlı kaşığı acısından pul biber.<br />
Yeterince tuz. <br />
<br />
<span style="color: red;"><span style="font-weight: bold;">Yapılışı:</span></span><br />
Tarhanayı bir çukur kabın içine koyup üzerine kaynatılmış suyu gezdirerek üzerine dökün ve ağzını bir kapakla kapatın 5 dakika bekletin fazla olan suyunu dökün.<br />
Soğanı doğrayın bir tavanın içine  koyun tereyağını, zeytinyağını da ilave edin 5 dakika kavurun ocaktan indirin üzerine tuz pulbiberide ilave edin.<br />
Sıcak suda ıslamış olduğumuz tarhananın üzerine dökün, maydonuzuda  doğrayın ama çok küçük doğranmasın onu da ilave edelim elinizle hepsini bir karıştırıp servis tabağına alıp güzelce şekil verelim. Umarım sizlerde seveceksiniz ben çok seviyorum.<br />
Afiyet Olsun.<br />
<br />
Kendi Tarifimdir. <br />
<br />
Emine Dönüş Özatar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2012 Dünyanın Sonu Değilmiş(!)]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2632</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 22:41:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2632</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #0000CD;">2012 Dünyanın Sonu Değilmiş(!)</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #FF0000;">04 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://4.bp.blogspot.com/_pWPOP8jxCYc/SM-odAW6euI/AAAAAAAABto/uSER7lxK2sc/s400/mayan_Calendar3472.gif" border="0" alt="[Resim: mayan_Calendar3472.gif]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Devletlerin, Kurumların ve İstisnasız Her Bireyin Yaşamlarında (İçinde) Elektrik/Elektroniğin Olmadığı Bir "b" Planı Olmalıdır! </span></span><span style="font-weight: bold;">Tarihin Sonu, Kime Göre ve Hangi Ölçüye Göre</span><br />
<br />
Dünyada çoğu şey olduğu gibi "tarih" kavramı da görecelidir. Evrenin yaradılışından bu güne geçen zamanı dilimleme tarzı ve/veya yöntemikültürden kültüre, medeniyetten medeniyete farklılık gösterir. Herkes tarafından kabul edilen tarih, bu gün için miladi takvim olsa bile,miladi takvim duygudan ya da fizikoşimik olaylardan bîhaberdir. Maya takvimi, olayları ve zaman dilimlerini fizik ve fizik ötesi olaylarla birlikte değerlendirir. Bu anlamda maya takvimi duygusal, diğer bir tabirle mutasavvıf bir takvimdir.<br />
<br />
21 Aralık 2012 de maya takviminin sonuna gelinmiş oluyor. <span style="font-weight: bold;">Yani 5. Güneş çağı kapanıyor.</span> Kur'anda ise, Araf:38. ayette bu konunun bilgisini Yüce Yaratıcı kendi uhdesinde tutmuştur. Herkesin bildiği gibi, büyük ve küçük alametlerle işaretler ortaya koymuştur. Metafizik anlamlarla yüklü olan maya takviminin bu işareti aslında 5. güneş çağından sonra yeni bir çağın başlangıcını da ortaya koymaktadır. Yani Maya takvimine göre son var ama bu son 5. güneş çağının sonu. Buna göre 21 Aralık tarihi, (en uzun gecenin olduğu tarih) ne gibi olağanüstü olaylara gebe olacağını yaşayarak göreceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yine de ben derim ki, bu tarihlerde, mümkün olduğunca kentlerde, deniz kenarlarında, tehlikeli nükleer santrallerin 100 km yakınında bulunmamak gerek. Tedbirli olmaktan zarar gelmez.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;">Dikkat!</span></span><br />
<br />
Kim Ne Derse Desin, ara başlıkta dile getirdiğim hususta ben sizin dikkatinizi çektiğim için değil, bunları ben yazdığım için değil, hatta son zamanlarda 2012 yılına özgü astronomik ve astrolojik tartışmalar için değil, düz mantık gereği, akıl ve izan gereği tedbirli olmak gerek. Öyle ki, kim nerede ne yapacaksa "b" planının<span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;"> varsayılan bir ayar veya öngörü olma zorunluluğu vardır.</span></span> Bu "b" planında elektrikli ve/veya elektronik hiç bir şeyin çalışmadığı öngörülüp ona göre plan ve eylem yapılması temel noktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Güneş Patlaması ve Uzantıları: Dünyalık Palyatif "beka tedbirleri"</span><br />
<br />
[Kozmik ışıma, / kozmik enerji patlaması, pile, elektik kablosuna, enerji kaynağına bağlı bilinen bütün elektroniğin iflas etmesine neden olacaktır. Her hangi bir zaman diliminde dünyayı bütünüyle etkileyecek bir güneş patlaması çok hızlı bir şekilde bir çok noktada küresel kitlesel konvansiyonel çevre veya doğa felaketlerini beraberinde getirecektir. Şunu da belirtmem gerekir ki, çok çok küçük güneş patlaması veya radyoaktif / radyasyonik ışıma dönemlerinde yapacağınız ilk iş, değerli veya önemli <span style="font-weight: bold;">elektronk cihazlarınızın derhal kablosunu prizden çekmeniz veya güç kaynağından veya bataryasından ayırmanızdır. En azından cihazlarınızı tekrar kullanma şansını yakalamış olursunuz. Bu bilgiler elekronik cihazlarınız için "beka tedbirleri"dir.))]</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Dünyanın Sonu mu Evrenin Sonu mu?</span><br />
<br />
Dünyanın sonu acaba evrenin sonuyla aynı tarihe mi denk gelecek. Bu konuyu üç aşamalı ele almak gerek. Birincisi, ölümlü olan insanın bizzatihi kendi ölümü olan kıyamettir. Ne zaman öleceği bilinmez. İkincisi dünya gezegeninin yok olması ya da kullanılmaz hale gelmesi, üzerinde canlı kalmaması ki bununla ilgili bu günkü pozitif bilim düzeyiyle bile ne zaman ne olacağı net bir şekilde bilinmemektedir. Ancak şu var ki, gerek küresel ısınmanın extrapole bilgisi, gerek ozon seyrelmesinin extrapole bilgisi, gerekse insan sayısının artmasına karşı dünya yüzey genişliğinin sabitliği, radyoaktif kirlilik, yeraltı su ve petrol kaynaklarının tüketilmesi nedeniyle oluşacak boşlukların yer kürenin dengesinin bozulması üzerinde artan oranlı etkisi, yaşlı dünyamızın sona doğru yaklaştığını zaten göstermektedir. Pozitif bilimle baktığımızda, iki üç ihtimalden başka bir seçenek bulunmamaktadır. Ya küresel ısınma vb. nedenlerle oluşacak konvansiyonel bir felaket, ya yer kürenin maden ve petrol kaynakları nedeniyle dengesiz kullanımı sonucu manyetizmasının bozulması ile ortaya çıkacak küresel bir deprem ve yolaçacağı felaketler, ya da en güçlü ihtimalle güneş patlaması veya kozmik ışıma olacaktır.<br />
<br />
Üçüncü olarak ise, bütün bir evrenin ölümü, güneş sisteminin bir kara deliğe dönüşmesi vb. bu günkü bilimle kolay kolay kestirilemeyen bir olayın vuku bulması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Doğanın İntikamı Bir Harakiri mi?</span><br />
<br />
Doğa mı harakiri yapacak yoksa harakiriyi biz kendini bilmez insanlar mı yapacak. Tabiatı kabul etmeyen, ona saygısız olup hor gören, tabiatın intikamına mahkum olacaktır. Sanırım <span style="font-weight: bold;">"kıyamet bile kopsa ağaç dikin"</span> anlamındaki hadisi duymuşsunuzdur. Son ve en gelişmiş (cihanşûmul) din olan İslâm bunu emrediyor, ben söylemiyorum. O halde kayıtsız kalmayalım. Ağaç dikemesek bile yeşili / doğayı koruyalım. Aksi takdirde doğa bizden intikamını çok acı bir şekilde alır ve bu da hem birey olarak bizim hem toplum olarak bütün insanlığın KIYAMETİ OLUR.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;">Bu vesile ile,</span> <span style="color: #FFFFE0;">AKDENİZ</span> ve <span style="font-weight: bold;">KARADENİZ </span><span style="color: #FF0000;">deki nükleer santral teşebbüslerini <span style="text-decoration: underline;">gerekçesi ne olursa olsun,</span> protesto ediyorum.</span><br />
Ülkemiz için ve bütün dünya için basiret dileklerimle.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #0000CD;">2012 Dünyanın Sonu Değilmiş(!)</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #FF0000;">04 Ocak 20012</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://4.bp.blogspot.com/_pWPOP8jxCYc/SM-odAW6euI/AAAAAAAABto/uSER7lxK2sc/s400/mayan_Calendar3472.gif" border="0" alt="[Resim: mayan_Calendar3472.gif]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Devletlerin, Kurumların ve İstisnasız Her Bireyin Yaşamlarında (İçinde) Elektrik/Elektroniğin Olmadığı Bir "b" Planı Olmalıdır! </span></span><span style="font-weight: bold;">Tarihin Sonu, Kime Göre ve Hangi Ölçüye Göre</span><br />
<br />
Dünyada çoğu şey olduğu gibi "tarih" kavramı da görecelidir. Evrenin yaradılışından bu güne geçen zamanı dilimleme tarzı ve/veya yöntemikültürden kültüre, medeniyetten medeniyete farklılık gösterir. Herkes tarafından kabul edilen tarih, bu gün için miladi takvim olsa bile,miladi takvim duygudan ya da fizikoşimik olaylardan bîhaberdir. Maya takvimi, olayları ve zaman dilimlerini fizik ve fizik ötesi olaylarla birlikte değerlendirir. Bu anlamda maya takvimi duygusal, diğer bir tabirle mutasavvıf bir takvimdir.<br />
<br />
21 Aralık 2012 de maya takviminin sonuna gelinmiş oluyor. <span style="font-weight: bold;">Yani 5. Güneş çağı kapanıyor.</span> Kur'anda ise, Araf:38. ayette bu konunun bilgisini Yüce Yaratıcı kendi uhdesinde tutmuştur. Herkesin bildiği gibi, büyük ve küçük alametlerle işaretler ortaya koymuştur. Metafizik anlamlarla yüklü olan maya takviminin bu işareti aslında 5. güneş çağından sonra yeni bir çağın başlangıcını da ortaya koymaktadır. Yani Maya takvimine göre son var ama bu son 5. güneş çağının sonu. Buna göre 21 Aralık tarihi, (en uzun gecenin olduğu tarih) ne gibi olağanüstü olaylara gebe olacağını yaşayarak göreceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yine de ben derim ki, bu tarihlerde, mümkün olduğunca kentlerde, deniz kenarlarında, tehlikeli nükleer santrallerin 100 km yakınında bulunmamak gerek. Tedbirli olmaktan zarar gelmez.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;">Dikkat!</span></span><br />
<br />
Kim Ne Derse Desin, ara başlıkta dile getirdiğim hususta ben sizin dikkatinizi çektiğim için değil, bunları ben yazdığım için değil, hatta son zamanlarda 2012 yılına özgü astronomik ve astrolojik tartışmalar için değil, düz mantık gereği, akıl ve izan gereği tedbirli olmak gerek. Öyle ki, kim nerede ne yapacaksa "b" planının<span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;"> varsayılan bir ayar veya öngörü olma zorunluluğu vardır.</span></span> Bu "b" planında elektrikli ve/veya elektronik hiç bir şeyin çalışmadığı öngörülüp ona göre plan ve eylem yapılması temel noktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Güneş Patlaması ve Uzantıları: Dünyalık Palyatif "beka tedbirleri"</span><br />
<br />
[Kozmik ışıma, / kozmik enerji patlaması, pile, elektik kablosuna, enerji kaynağına bağlı bilinen bütün elektroniğin iflas etmesine neden olacaktır. Her hangi bir zaman diliminde dünyayı bütünüyle etkileyecek bir güneş patlaması çok hızlı bir şekilde bir çok noktada küresel kitlesel konvansiyonel çevre veya doğa felaketlerini beraberinde getirecektir. Şunu da belirtmem gerekir ki, çok çok küçük güneş patlaması veya radyoaktif / radyasyonik ışıma dönemlerinde yapacağınız ilk iş, değerli veya önemli <span style="font-weight: bold;">elektronk cihazlarınızın derhal kablosunu prizden çekmeniz veya güç kaynağından veya bataryasından ayırmanızdır. En azından cihazlarınızı tekrar kullanma şansını yakalamış olursunuz. Bu bilgiler elekronik cihazlarınız için "beka tedbirleri"dir.))]</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Dünyanın Sonu mu Evrenin Sonu mu?</span><br />
<br />
Dünyanın sonu acaba evrenin sonuyla aynı tarihe mi denk gelecek. Bu konuyu üç aşamalı ele almak gerek. Birincisi, ölümlü olan insanın bizzatihi kendi ölümü olan kıyamettir. Ne zaman öleceği bilinmez. İkincisi dünya gezegeninin yok olması ya da kullanılmaz hale gelmesi, üzerinde canlı kalmaması ki bununla ilgili bu günkü pozitif bilim düzeyiyle bile ne zaman ne olacağı net bir şekilde bilinmemektedir. Ancak şu var ki, gerek küresel ısınmanın extrapole bilgisi, gerek ozon seyrelmesinin extrapole bilgisi, gerekse insan sayısının artmasına karşı dünya yüzey genişliğinin sabitliği, radyoaktif kirlilik, yeraltı su ve petrol kaynaklarının tüketilmesi nedeniyle oluşacak boşlukların yer kürenin dengesinin bozulması üzerinde artan oranlı etkisi, yaşlı dünyamızın sona doğru yaklaştığını zaten göstermektedir. Pozitif bilimle baktığımızda, iki üç ihtimalden başka bir seçenek bulunmamaktadır. Ya küresel ısınma vb. nedenlerle oluşacak konvansiyonel bir felaket, ya yer kürenin maden ve petrol kaynakları nedeniyle dengesiz kullanımı sonucu manyetizmasının bozulması ile ortaya çıkacak küresel bir deprem ve yolaçacağı felaketler, ya da en güçlü ihtimalle güneş patlaması veya kozmik ışıma olacaktır.<br />
<br />
Üçüncü olarak ise, bütün bir evrenin ölümü, güneş sisteminin bir kara deliğe dönüşmesi vb. bu günkü bilimle kolay kolay kestirilemeyen bir olayın vuku bulması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Doğanın İntikamı Bir Harakiri mi?</span><br />
<br />
Doğa mı harakiri yapacak yoksa harakiriyi biz kendini bilmez insanlar mı yapacak. Tabiatı kabul etmeyen, ona saygısız olup hor gören, tabiatın intikamına mahkum olacaktır. Sanırım <span style="font-weight: bold;">"kıyamet bile kopsa ağaç dikin"</span> anlamındaki hadisi duymuşsunuzdur. Son ve en gelişmiş (cihanşûmul) din olan İslâm bunu emrediyor, ben söylemiyorum. O halde kayıtsız kalmayalım. Ağaç dikemesek bile yeşili / doğayı koruyalım. Aksi takdirde doğa bizden intikamını çok acı bir şekilde alır ve bu da hem birey olarak bizim hem toplum olarak bütün insanlığın KIYAMETİ OLUR.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;">Bu vesile ile,</span> <span style="color: #FFFFE0;">AKDENİZ</span> ve <span style="font-weight: bold;">KARADENİZ </span><span style="color: #FF0000;">deki nükleer santral teşebbüslerini <span style="text-decoration: underline;">gerekçesi ne olursa olsun,</span> protesto ediyorum.</span><br />
Ülkemiz için ve bütün dünya için basiret dileklerimle.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[20012 Yılınız Kutlu olsun...]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2517</link>
			<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 23:25:28 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2517</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/2011/12/20012.jpg" border="0" alt="[Resim: 20012.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Hoş Geldin 20012</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
Tüm Siyasallıların ve Sayın Ahmet Fidan beyin ve ailesinin, Bilgi evrenindeki tanıdık, tanımadık tüm arkadaşların .<br />
Yeni yılını eniçten duygularımla kutluyorum...<br />
Sevgi bestesinin tınılarını tüm insanların yüreğinde hissedeceği, hüzünlerinizin dostluklarla silineceği, ümitlerinizin hiç bitmeyeceği, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yılı sevdiklerinizle birlikte geçirmeniz dileğiyle. 2012 yılı size sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirsin! Neşe dolu bir yıl geçirin! <br />
Sevgi bestesinin tınılarını yüreğinizde hissedeceğiniz, ümitlerinizin dostluklarla pekişeceği, gülücüklerinizin hiç bitmeyeceği, barış dolu bir yıl geçirmeniz dileğiyle...<br />
Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla.. Mutlu ve sağlıklı yıllar!<br />
Sevgi ve saygılarımla. <br />
</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #9400D3;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/2011/12/20012.jpg" border="0" alt="[Resim: 20012.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Hoş Geldin 20012</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
Tüm Siyasallıların ve Sayın Ahmet Fidan beyin ve ailesinin, Bilgi evrenindeki tanıdık, tanımadık tüm arkadaşların .<br />
Yeni yılını eniçten duygularımla kutluyorum...<br />
Sevgi bestesinin tınılarını tüm insanların yüreğinde hissedeceği, hüzünlerinizin dostluklarla silineceği, ümitlerinizin hiç bitmeyeceği, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yılı sevdiklerinizle birlikte geçirmeniz dileğiyle. 2012 yılı size sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirsin! Neşe dolu bir yıl geçirin! <br />
Sevgi bestesinin tınılarını yüreğinizde hissedeceğiniz, ümitlerinizin dostluklarla pekişeceği, gülücüklerinizin hiç bitmeyeceği, barış dolu bir yıl geçirmeniz dileğiyle...<br />
Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla.. Mutlu ve sağlıklı yıllar!<br />
Sevgi ve saygılarımla. <br />
</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #9400D3;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Emine Dönüş Özatar</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Organik Bir Anayasa Temel Vizyonumuzdur!]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2469</link>
			<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 22:38:43 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2469</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Organik Bir Anayasa Temel Vizyonumuzdur!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">27 Aralık 20011</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.2013anayasasi.com/wp-content/uploads/2010/07/logolu-anayasa-platform-arması-kaideli.jpg" border="0" alt="[Resim: logolu-anayasa-platform-arması-kaideli.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Organik, Soyut, Yumuşak Bir Anayasa Metni İdealimizdir!</span></span><br />
İnsanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan toplumlar kendi aralarında oydaşarak meşru otoriteyi ortaya çıkarırlar ve bu otoritenin belli bir toprak parçası üzerinde ve belli ülkü birliği içinde <span style="font-weight: bold;">“devlet“</span>i var ederler.<br />
<br />
Devletin bireylerle, bireylerin devletle ve bireylerin bireylerle olan hukuku, egemenlik ve özgürlükler ödünleşmesi ise, en üst statüde “anayasa” metinlerinde va’z edilir. Yer yer kazuistik yer yer soyut, yer yer yazılı ve yazısız olmak üzere dünya üzerinde var olan ülkelerin kendilerine özgü anayasaları bulunmaktadır.<br />
<br />
Devletler tarihsel süreç içinde genellikle anayasalarını olaganüstü dönemlerde yaparlar. Olağan dönemlerde yapılan anayasalar nadirattan olsa da ideale en yakın anayasalardır.<br />
<br />
2005 yıllarından bu yana hazırlıkları yoğun olarak süren ve 2010 yılında hız kazanan yeni anayasa çalışmaları, tek partili bir iktidar avantajıyla 2013 yılı erimli olarak tamamlanması düşünülmektedir.<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti her ne kadar TBMM çatısı altında dijital ortamda bir portal oluştursa da, böylesi resmi ortamda çok özgür bir tartışma ortamının varolabilmesi pek olası değildir.<br />
<br />
Sivil ortamın özgürlükçü yapısı ve cesareti altında Türkiye Cumhuriyeti için <span style="font-weight: bold;">“soyut“, “yumuşak“, “organik”</span> ve “yapma” bir anayasanın ortaya çıkması en büyük idealimizdir. Bu idealimiz, teknik anlamda en fazla 100 maddede hülasa edilebilen bir metindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Online Bilgi İletişim Ağı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böylesi olağan bir süreçte ideale en yaknı bir anyasa metninin ortaya çıkabilmesi için kendi kendine harekete geçerek böylesi bir süreci dijital ortamda tartışma ve dokuman paylaşımına yönelik bir portal oluşturmaya karar vermiştir </span>l</span> <a href="http://www.2013anayasasi.com" target="_blank">http://www.2013anayasasi.com</a> <span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">adresinden hizmet yürütmekte olan portal aynı zamanda Anayasa Hazırlık Platformu'nun resmî sitesidir.</span></span>Vizyonumuz, en az yüz yıl erimli toplumun tabanına oturan, yapay değil tam olarak organik bir anayasa metnine kavuşma idealidir.<br />
<br />
Misyonumuz, bu vizyon kapsamında, Türkiye’deki bütün toplumsal katmanların en olağan katılım ve/veya yansımasıyla Türkiye Cumhuriyeti için hukuksal anlamda optimum <span style="font-weight: bold;">ORGANİK BİR BELGENİN</span> oluşturulabilmesine, ortaya çıkarılabilmesine katkıda bulunmaktır.<br />
<br />
Bu bakış açısıyla 2011 yılında ortaya attığımız genel ve özel yaklaşımlarımızla, 2012 yılında da toplumsal katmanların taslaklarının ortaya çıkarılmasıyla 2013 yılı başında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin halkıyla bütünleşik organik bir anayasaya kavuşmasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png" border="0" alt="[Resim: dr-ahmet-fidan-wwwbilgiaginet_yeni.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Organik Bir Anayasa Temel Vizyonumuzdur!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">27 Aralık 20011</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.2013anayasasi.com/wp-content/uploads/2010/07/logolu-anayasa-platform-arması-kaideli.jpg" border="0" alt="[Resim: logolu-anayasa-platform-arması-kaideli.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Organik, Soyut, Yumuşak Bir Anayasa Metni İdealimizdir!</span></span><br />
İnsanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan toplumlar kendi aralarında oydaşarak meşru otoriteyi ortaya çıkarırlar ve bu otoritenin belli bir toprak parçası üzerinde ve belli ülkü birliği içinde <span style="font-weight: bold;">“devlet“</span>i var ederler.<br />
<br />
Devletin bireylerle, bireylerin devletle ve bireylerin bireylerle olan hukuku, egemenlik ve özgürlükler ödünleşmesi ise, en üst statüde “anayasa” metinlerinde va’z edilir. Yer yer kazuistik yer yer soyut, yer yer yazılı ve yazısız olmak üzere dünya üzerinde var olan ülkelerin kendilerine özgü anayasaları bulunmaktadır.<br />
<br />
Devletler tarihsel süreç içinde genellikle anayasalarını olaganüstü dönemlerde yaparlar. Olağan dönemlerde yapılan anayasalar nadirattan olsa da ideale en yakın anayasalardır.<br />
<br />
2005 yıllarından bu yana hazırlıkları yoğun olarak süren ve 2010 yılında hız kazanan yeni anayasa çalışmaları, tek partili bir iktidar avantajıyla 2013 yılı erimli olarak tamamlanması düşünülmektedir.<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti her ne kadar TBMM çatısı altında dijital ortamda bir portal oluştursa da, böylesi resmi ortamda çok özgür bir tartışma ortamının varolabilmesi pek olası değildir.<br />
<br />
Sivil ortamın özgürlükçü yapısı ve cesareti altında Türkiye Cumhuriyeti için <span style="font-weight: bold;">“soyut“, “yumuşak“, “organik”</span> ve “yapma” bir anayasanın ortaya çıkması en büyük idealimizdir. Bu idealimiz, teknik anlamda en fazla 100 maddede hülasa edilebilen bir metindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">Online Bilgi İletişim Ağı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böylesi olağan bir süreçte ideale en yaknı bir anyasa metninin ortaya çıkabilmesi için kendi kendine harekete geçerek böylesi bir süreci dijital ortamda tartışma ve dokuman paylaşımına yönelik bir portal oluşturmaya karar vermiştir </span>l</span> <a href="http://www.2013anayasasi.com" target="_blank">http://www.2013anayasasi.com</a> <span style="font-weight: bold;"><span style="color: #8B4513;">adresinden hizmet yürütmekte olan portal aynı zamanda Anayasa Hazırlık Platformu'nun resmî sitesidir.</span></span>Vizyonumuz, en az yüz yıl erimli toplumun tabanına oturan, yapay değil tam olarak organik bir anayasa metnine kavuşma idealidir.<br />
<br />
Misyonumuz, bu vizyon kapsamında, Türkiye’deki bütün toplumsal katmanların en olağan katılım ve/veya yansımasıyla Türkiye Cumhuriyeti için hukuksal anlamda optimum <span style="font-weight: bold;">ORGANİK BİR BELGENİN</span> oluşturulabilmesine, ortaya çıkarılabilmesine katkıda bulunmaktır.<br />
<br />
Bu bakış açısıyla 2011 yılında ortaya attığımız genel ve özel yaklaşımlarımızla, 2012 yılında da toplumsal katmanların taslaklarının ortaya çıkarılmasıyla 2013 yılı başında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin halkıyla bütünleşik organik bir anayasaya kavuşmasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vücudundan Kurtulabilmek Yürek İster!]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2468</link>
			<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 21:31:30 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2468</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Vücudundan Kurtulabilmek Yürek İster!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">25 Aralık 20011</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.ahmetfidan.com/wp-content/uploads/2011/12/vucudundan-kurtulabilmek-yurek-ister-ahmetfidan-com.png" border="0" alt="[Resim: vucudundan-kurtulabilmek-yurek-ister-ahmetfidan-com.png]" /><br />
<br />
Vücudunuzdan kurtulun ki, toprağın altına girdiğinizde nefes alabilesiniz" demiş Fahrettin Cüreklibatır.<br />
<br />
Öyle ya. Hal hal üzerine kurulur ve her hal, doğru kararlarla newhâl olur. (A. Fidan)<br />
<br />
Vücut ağırlıktır zira, vücut toprak üstü arzu ve isteklerin depolandığı yerdir zira.<br />
<br />
Vücuttan kurtulmadıkça üzerine örtülen topraklar beton gibi çöker bütün bir hayat boyu.<br />
<br />
Vücudundan kurtulursan eğer, üzerine atılan topraklar birer gül yaprağı gibi sarar sarmalar, seni, bu ölümsüzlüğün ilk adımlarıdır zira.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ölmeden Ölmek Yürek İster, Nefisle Cedel Bilek İster!</span><br />
<br />
Bir gün çıkın evinizden, hiç üstünüzü başınızı düzeltmeden, öylesine ne bulursanız giyin ve çıkın. Kimseye de haber vermeyin. Sanki geç kalmışçasına yürüyün size en yakın mezarlığa doğru. Ve kapısından girerken, arkanızda binlerce insan yığını hayal edin. Mezarlıktaki en eski mezarı bulmaya çalışın. Bulduğunuz en eski mezarın baş ve ayakucu taşlarına uzun uzun bakın. Yılların taşın yüzeyinden neler aldığınıgörmeye çalışın. Sarmaşıkları, yabani otları inceleyin. Güneşin ardında kalan yerlere bakın. Varsa bir taş kaldırın toprağın üzerinden altına bakın. Bakın zira her bir taşın altında ayrı bir düzen var göreceksiniz.<br />
<br />
Şimdi mezarın kenarında oturacak bir yer bulun kendinize. Rahat olsun. Zira öyle geçiyordum uğradım tarzı bir oturuş olmasın. Sanki bundan böyle orada oturacakmış gibi yerleşin oturduğunuz yere. Önce tekrar çevreye bakın, ağaçlara, kuşlara, bulutlara. Sonra gözünüzü yavaş yavaş mezarın üstüne getirin.<br />
<br />
Ne kadar sessiz değil mi. Ne kadar masum değil mi? Masum sâkit yığın.<br />
<br />
Sonra o mezarın içine girin, süzülün adeta yıllarca belki on belki yüzyıllarca oturmuş yerleşmiş toprağın aralarından aşağı doğru süzülün. Tıpkı toprağa dökülen bir bardak su gibi süzülün aşağı doğru. Tâ ki, orada yatan ve belki de cismani olarak hiç bir kalıntısı olmayan insanın yanına. Ve başlayın onunla sohbete.<br />
<br />
Ben söylemeyeyim, siz konuşun işte. Neler konuşacağınızı çok iyi bilirsiniz. Sakın oturduğunuz yerden kalkacakmış gibi düşünmeyin. Bozmayın tılsımlı sohbeti.<br />
<br />
Vücudundan kurtulduktan sonra neler olup bitmiş bir bir anlatsın sana merhum. Anlatsın ki, vücuttan kurtulduktan sonra nasıl hafiflediğini öğren. Hani ruh çıktıktan sonra ilk hafiflemesini anlatsın sana. 21 gramlık hafiflemenin tersini düşün. Yani 21 gramlık ruhun,(*) ortalama olarak 65 kilodan kurtulurken nasıl hafiflediğini anlatsın sana.<br />
<br />
Bu hafifliğiyle ölümlülüğünü veya ölümsüzlüğünü anlatsın sana. Cenaze merasiminde üzerine atılanların toprak mı yoksa gül yaprağı mı olduğunu anlatsın. Pişmanlıklarını anlatsın sana uzun uzun.<br />
<br />
Üç günülk dünyanın nasıl üç binlerce yıl olabileceğini anlatsın. <br />
<br />
Kini anlatsın, nefreti anlatsın, intikamı, hele ki gururu anlatsın. Parayı pulu makamı mevkiyi anlatsın. Dünyalık dostlarını anlatsın sana. İyi dinle. Bulunduğun yerin sükûnetini sakın bozma. Ateş almaya gelmedin zira. Vücudunun ateşinden kurtulmaya geldin.<br />
<br />
Hafiflemeye başlamış gibi hissedeceksin şimdiden. Dur hele acele etme. Bir kuş tüyünden daha hafif olmalısın. Havadan daha hafif oluncaya dek sohbete devam et. Yerin altındaki yerin ne kadar sonsuzluk olduğunu yerin üstünün ne kadar darlığını, maddenin varlığını, mananın manidarlığını tam olarak hissetmeyi bekle.<br />
<br />
Gelirken arkandakileri düşün, duruyorlar mı hala orada, seni bekliyorlar mı ona bak. <br />
<br />
Yer altından yer üstüne bakmak yürek ister ya, yüreğin büyümüş mü iyi düşün…<br />
<br />
Şimdi üstüne bak. Toprak mı var üstünde güller mi serilmiş?<br />
<br />
Toprağın aralarından nefes alabiliyor musun?<br />
<br />
Alıncaya kadar sohbet et merhumla, o konuşmaktan usandıysa kendinle konuşmaya devam et.<br />
<br />
Tüy gibi hafifle ve bu hafifliğinle kalk. Ve dön daracık dünyana…<br />
<br />
_________________________<br />
<br />
(*) İnsan bedeninden ruh çıktığında beden 21 gram hafifler, aslında bu hafifleme değil, zira ruh ortalama bir insana göre, 65 kiloluk bir ağırlıktan kurtulur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/yazar//ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png" border="0" alt="[Resim: ahmet-fidan-pazar-yazisi-www.bilgiagi.net.png]" /><br />
<span style="color: #0000CD;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Vücudundan Kurtulabilmek Yürek İster!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">25 Aralık 20011</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://www.ahmetfidan.com/wp-content/uploads/2011/12/vucudundan-kurtulabilmek-yurek-ister-ahmetfidan-com.png" border="0" alt="[Resim: vucudundan-kurtulabilmek-yurek-ister-ahmetfidan-com.png]" /><br />
<br />
Vücudunuzdan kurtulun ki, toprağın altına girdiğinizde nefes alabilesiniz" demiş Fahrettin Cüreklibatır.<br />
<br />
Öyle ya. Hal hal üzerine kurulur ve her hal, doğru kararlarla newhâl olur. (A. Fidan)<br />
<br />
Vücut ağırlıktır zira, vücut toprak üstü arzu ve isteklerin depolandığı yerdir zira.<br />
<br />
Vücuttan kurtulmadıkça üzerine örtülen topraklar beton gibi çöker bütün bir hayat boyu.<br />
<br />
Vücudundan kurtulursan eğer, üzerine atılan topraklar birer gül yaprağı gibi sarar sarmalar, seni, bu ölümsüzlüğün ilk adımlarıdır zira.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ölmeden Ölmek Yürek İster, Nefisle Cedel Bilek İster!</span><br />
<br />
Bir gün çıkın evinizden, hiç üstünüzü başınızı düzeltmeden, öylesine ne bulursanız giyin ve çıkın. Kimseye de haber vermeyin. Sanki geç kalmışçasına yürüyün size en yakın mezarlığa doğru. Ve kapısından girerken, arkanızda binlerce insan yığını hayal edin. Mezarlıktaki en eski mezarı bulmaya çalışın. Bulduğunuz en eski mezarın baş ve ayakucu taşlarına uzun uzun bakın. Yılların taşın yüzeyinden neler aldığınıgörmeye çalışın. Sarmaşıkları, yabani otları inceleyin. Güneşin ardında kalan yerlere bakın. Varsa bir taş kaldırın toprağın üzerinden altına bakın. Bakın zira her bir taşın altında ayrı bir düzen var göreceksiniz.<br />
<br />
Şimdi mezarın kenarında oturacak bir yer bulun kendinize. Rahat olsun. Zira öyle geçiyordum uğradım tarzı bir oturuş olmasın. Sanki bundan böyle orada oturacakmış gibi yerleşin oturduğunuz yere. Önce tekrar çevreye bakın, ağaçlara, kuşlara, bulutlara. Sonra gözünüzü yavaş yavaş mezarın üstüne getirin.<br />
<br />
Ne kadar sessiz değil mi. Ne kadar masum değil mi? Masum sâkit yığın.<br />
<br />
Sonra o mezarın içine girin, süzülün adeta yıllarca belki on belki yüzyıllarca oturmuş yerleşmiş toprağın aralarından aşağı doğru süzülün. Tıpkı toprağa dökülen bir bardak su gibi süzülün aşağı doğru. Tâ ki, orada yatan ve belki de cismani olarak hiç bir kalıntısı olmayan insanın yanına. Ve başlayın onunla sohbete.<br />
<br />
Ben söylemeyeyim, siz konuşun işte. Neler konuşacağınızı çok iyi bilirsiniz. Sakın oturduğunuz yerden kalkacakmış gibi düşünmeyin. Bozmayın tılsımlı sohbeti.<br />
<br />
Vücudundan kurtulduktan sonra neler olup bitmiş bir bir anlatsın sana merhum. Anlatsın ki, vücuttan kurtulduktan sonra nasıl hafiflediğini öğren. Hani ruh çıktıktan sonra ilk hafiflemesini anlatsın sana. 21 gramlık hafiflemenin tersini düşün. Yani 21 gramlık ruhun,(*) ortalama olarak 65 kilodan kurtulurken nasıl hafiflediğini anlatsın sana.<br />
<br />
Bu hafifliğiyle ölümlülüğünü veya ölümsüzlüğünü anlatsın sana. Cenaze merasiminde üzerine atılanların toprak mı yoksa gül yaprağı mı olduğunu anlatsın. Pişmanlıklarını anlatsın sana uzun uzun.<br />
<br />
Üç günülk dünyanın nasıl üç binlerce yıl olabileceğini anlatsın. <br />
<br />
Kini anlatsın, nefreti anlatsın, intikamı, hele ki gururu anlatsın. Parayı pulu makamı mevkiyi anlatsın. Dünyalık dostlarını anlatsın sana. İyi dinle. Bulunduğun yerin sükûnetini sakın bozma. Ateş almaya gelmedin zira. Vücudunun ateşinden kurtulmaya geldin.<br />
<br />
Hafiflemeye başlamış gibi hissedeceksin şimdiden. Dur hele acele etme. Bir kuş tüyünden daha hafif olmalısın. Havadan daha hafif oluncaya dek sohbete devam et. Yerin altındaki yerin ne kadar sonsuzluk olduğunu yerin üstünün ne kadar darlığını, maddenin varlığını, mananın manidarlığını tam olarak hissetmeyi bekle.<br />
<br />
Gelirken arkandakileri düşün, duruyorlar mı hala orada, seni bekliyorlar mı ona bak. <br />
<br />
Yer altından yer üstüne bakmak yürek ister ya, yüreğin büyümüş mü iyi düşün…<br />
<br />
Şimdi üstüne bak. Toprak mı var üstünde güller mi serilmiş?<br />
<br />
Toprağın aralarından nefes alabiliyor musun?<br />
<br />
Alıncaya kadar sohbet et merhumla, o konuşmaktan usandıysa kendinle konuşmaya devam et.<br />
<br />
Tüy gibi hafifle ve bu hafifliğinle kalk. Ve dön daracık dünyana…<br />
<br />
_________________________<br />
<br />
(*) İnsan bedeninden ruh çıktığında beden 21 gram hafifler, aslında bu hafifleme değil, zira ruh ortalama bir insana göre, 65 kiloluk bir ağırlıktan kurtulur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Not</span><br />
<br />
Bu yazı, <a href="http://www.bilgiagi.net" target="_blank">http://www.bilgiagi.net</a>, <a href="http://www.timeturk.com" target="_blank">http://www.timeturk.com</a>, <a href="http://www.bilgievreni.com" target="_blank">http://www.bilgievreni.com</a>, <a href="http://www.kamudanhaber.com" target="_blank">http://www.kamudanhaber.com</a>, <a href="http://www.siyasalforum.org" target="_blank">http://www.siyasalforum.org</a>, <a href="http://www.gazetecanik.com" target="_blank">http://www.gazetecanik.com</a>, <a href="http://www.gercekgazete.web.tr" target="_blank">http://www.gercekgazete.web.tr</a>, ile, Gazete Canik, Gerçek, vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mısır Unlu Taze Fasulye Kızartması]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2391</link>
			<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 20:48:24 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.org/showthread.php?tid=2391</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/823/faslye.jpg/" target="_blank"><img src="http://img823.imageshack.us/img823/449/faslye.jpg" border="0" alt="[Resim: faslye.jpg]" /><br />
</a><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Mısır Unlu Taze Fasulye Kızartması.</span></span></span><br />
<br />
İlk defa taze fasulye kızartması yapıyorum  mısır unlu  kızartma bence çok lezzeti oldu, harika bir lezzeti. Taze fasulye yemeyenler için güzel bir lezzet bence<img src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Taze fasulyeyi sevmeyenlerde vardır elbette’ ki  size kalmış ama bence bu şekilde çok daha hafif oluyor.  <br />
Ben bu tür yemekleri severek yapıyorum umarım sizlerde seversiniz.<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Malzemeler : </span></span></span><br />
<br />
500 gr. taze fasulye (Hafif uzun ve düz,kalın fasulyelerden)<br />
4 yemek kaşığı mısır unu<br />
Yarım su bardağı süt<br />
1 adet yumurta<br />
Yarım kaşığı kara biber<br />
Yarım çay kaşığı tuz<br />
Yarın su bardağı zeytinyağı  <br />
2 tane küçük domates<br />
3 yemek kaşığı süzme yoğurt<br />
2 diş sarımsak<br />
<br />
<span style="color: #9370DB;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Yapılışı:</span></span></span><br />
<br />
Taze fasulyeleri yıkayıp ikiye bölün üstünü geçecek kadar tuzlu suda hafif diri kalacak şekilde haşlayın.(10-15 dakika)<br />
Taze fasulyeleri süzün ve mısır unundan hazırlamiş olduğumuz  karışımına bulayın. Kızgın yağda kızartın. Kızartığınız fasulyeleri kağıt havlu serilmiş tabağa alın ve fazla olan yağlarını kağıt havluyla almış oluruz, sonrada servis tabağına dizelim,<br />
Domatesleri’de ikiye keserek keserek onlarıda biraz kızartıp servis tabağına alalım<br />
Süzme yoğurta sarımsakları ekleyip bir tutam tuz atıp iyice karıştırıp servis tabağının bir köşesine koyup üstünede 3 yaprak nane ile süsleyelim.<br />
Evet yemeğimiz servise hazır sizlere afiyet olsun. Umarım sizlerde çok seversiniz<br />
Afiyet olsun.<br />
Kendi tarifimdir.<br />
<span style="color: #32CD32;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Emine  Dönüş Özatar</span></span></span><br />
Haşlanmış yeşil fasulyenin besindeğerleri)<br />
100 gram haşlanmış <br />
taze fasulyede <br />
BESİNLER VE KALORİ <br />
Kalori 25 <br />
Protein 1,6 gram <br />
Karbonhidrat 5,4 gram <br />
Kolesterol 0 <br />
Yağ 0,2 gram <br />
Selüloz 1 gram <br />
MİNERALLER <br />
Fosfor 37 mgr <br />
Kalsiyum 50 mgr <br />
Demir 0,6 mgr <br />
Sodyum 4 mgr <br />
Potasyum 151 mgr <br />
VİTAMİNLER <br />
A vitamini 540 IU <br />
B1 vitamini 0,07 mgr <br />
B2 vitamini 0,9 mgr <br />
B3 vitamini 0,5 mgr <br />
C vitamini 12 mgr<br />
<a href="http://lezzetler.com/haslanmis-taze-fasulye-besin-degerleri-vt39969.html" target="_blank">http://lezzetler.com/haslanmis-taze-fasu...39969.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/823/faslye.jpg/" target="_blank"><img src="http://img823.imageshack.us/img823/449/faslye.jpg" border="0" alt="[Resim: faslye.jpg]" /><br />
</a><br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">Mısır Unlu Taze Fasulye Kızartması.</span></span></span><br />
<br />
İlk defa taze fasulye kızartması yapıyorum  mısır unlu  kızartma bence çok lezzeti oldu, harika bir lezzeti. Taze fasulye yemeyenler için güzel bir lezzet bence<img src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Taze fasulyeyi sevmeyenlerde vardır elbette’ ki  size kalmış ama bence bu şekilde çok daha hafif oluyor.  <br />
Ben bu tür yemekleri severek yapıyorum umarım sizlerde seversiniz.<br />
<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Malzemeler : </span></span></span><br />
<br />
500 gr. taze fasulye (Hafif uzun ve düz,kalın fasulyelerden)<br />
4 yemek kaşığı mısır unu<br />
Yarım su bardağı süt<br />
1 adet yumurta<br />
Yarım kaşığı kara biber<br />
Yarım çay kaşığı tuz<br />
Yarın su bardağı zeytinyağı  <br />
2 tane küçük domates<br />
3 yemek kaşığı süzme yoğurt<br />
2 diş sarımsak<br />
<br />
<span style="color: #9370DB;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Yapılışı:</span></span></span><br />
<br />
Taze fasulyeleri yıkayıp ikiye bölün üstünü geçecek kadar tuzlu suda hafif diri kalacak şekilde haşlayın.(10-15 dakika)<br />
Taze fasulyeleri süzün ve mısır unundan hazırlamiş olduğumuz  karışımına bulayın. Kızgın yağda kızartın. Kızartığınız fasulyeleri kağıt havlu serilmiş tabağa alın ve fazla olan yağlarını kağıt havluyla almış oluruz, sonrada servis tabağına dizelim,<br />
Domatesleri’de ikiye keserek keserek onlarıda biraz kızartıp servis tabağına alalım<br />
Süzme yoğurta sarımsakları ekleyip bir tutam tuz atıp iyice karıştırıp servis tabağının bir köşesine koyup üstünede 3 yaprak nane ile süsleyelim.<br />
Evet yemeğimiz servise hazır sizlere afiyet olsun. Umarım sizlerde çok seversiniz<br />
Afiyet olsun.<br />
Kendi tarifimdir.<br />
<span style="color: #32CD32;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;">Emine  Dönüş Özatar</span></span></span><br />
Haşlanmış yeşil fasulyenin besindeğerleri)<br />
100 gram haşlanmış <br />
taze fasulyede <br />
BESİNLER VE KALORİ <br />
Kalori 25 <br />
Protein 1,6 gram <br />
Karbonhidrat 5,4 gram <br />
Kolesterol 0 <br />
Yağ 0,2 gram <br />
Selüloz 1 gram <br />
MİNERALLER <br />
Fosfor 37 mgr <br />
Kalsiyum 50 mgr <br />
Demir 0,6 mgr <br />
Sodyum 4 mgr <br />
Potasyum 151 mgr <br />
VİTAMİNLER <br />
A vitamini 540 IU <br />
B1 vitamini 0,07 mgr <br />
B2 vitamini 0,9 mgr <br />
B3 vitamini 0,5 mgr <br />
C vitamini 12 mgr<br />
<a href="http://lezzetler.com/haslanmis-taze-fasulye-besin-degerleri-vt39969.html" target="_blank">http://lezzetler.com/haslanmis-taze-fasu...39969.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
